Progresif metalin Türkiye’deki genç temsilcilerinden Alkera, teknik ustalığı kadar düşünsel derinliği de önemseyen bir grup. Lise yıllarında başlayan dostluk, yıllar içinde EP’ler, sahneler ve Zamanın Ötesine albümüyle büyümüş. Grup şimdi yeni albümünün kayıt sürecinde.

 

Hikâyeleri stüdyoda değil, dostlukla başlıyor Alkera’nın. Yolu da güvenden geçiyor. Gitarist Faruk Aydın Toksöz ile davulcu Yalçın Hafızoğlu’nun lise yıllarında, liseler arası bir müzik yarışmasında tanışmasıyla başlayan bu hikâye, yıllar sonra progresif metalin içinde kendi dilini arayan bir gruba dönüşmüş. 2015’te Alkera adını alarak kurulan topluluk, kısa süre içinde klavyede Ali Göktürk’ün katılımıyla ilk çekirdeğini oluşturuyor. Kadro zamanla değişse de müziğin merkezindeki fikir aynı kalıyor: teknik açıdan güçlü ama aynı zamanda duygusal ve düşünsel bir alan açan şarkılar yazmak.

Bugünkü Alkera kadrosu, bas gitarda Ozan Tuncal ve vokalde Onur Çobanoğlu’nun katılımıyla şekillenmiş durumda. Progressive metal geleneğinden beslenen ama farklı müzik kültürlerinden de izler taşıyan bu birliktelik, EP’lerden sahnelere uzanan bir süreçte giderek olgunlaşmış. Live in Sin ve Coexist ile başlayan yolculuk, Türkçe sözlü “Taş Yuva” ve ardından gelen Zamanın Ötesine albümüyle yeni bir evreye taşınmış. Şimdi ise grup, doğaçlama temelli bir yaratım süreciyle şekillenen ikinci albümünün kayıtları üzerinde çalışıyor. Alkera ile hem bu yolculuğu hem de müziğin arkasındaki düşünceyi konuştuk.

Alkera’nın hikâyesi nasıl başladı? Grup üyeleri bir araya nasıl geldi?

Faruk: Yalçın Hafızoğlu ile tanışmamız lise yıllarında, liseler arası bir müzik yarışmasına dayanıyor. O dönemde birbirimizin müzikal becerilerinden oldukça etkilenmiştik ve uygun zamanı bulduğumuzda sevdiğimiz tarzda bir şeyler üretmek için bir araya gelme fikri hep aklımızdaydı.

2015 yılında Alkera’yı kurmaya karar verdik. Çok geçmeden Ali de ekibe dahil oldu. 2018’de o zamanki vokalde Berzan Önen ve bas gitaristimiz Erdinç Ayar ile birlikte İngilizce sözlü ilk EP’miz Live in Sin’i yayımladık.

2019 yılı ise bizim için bir dönüm noktası oldu. Önce bas gitarda Ozan Tuncal, ardından vokalde Onur Çobanoğlu aramıza katıldı ve Alkera bugünkü kadrosuna kavuştu. 2021’de Coexist EP’sini, hemen ardından da Taş Yuva teklisini yayımladık.

Bu süreçte bir yandan konserlere başlayarak sahne tarafını güçlendirdik, diğer yandan da Zamanın Ötesine albümünün hazırlıklarına yoğunlaştık. Bugün ise ikinci albümün kayıt sürecindeyiz.

(Zamanın Ötesine – 2024)

Grubun ismi “Alkera” ne anlama geliyor ve bu ismi seçme sürecinizde neler oldu?

Alkera: “Alkera” ismi, Aborjin mitolojisinde “Rüya Zamanı” olarak bilinen kavramdan geliyor. Bu inanışa göre dünya henüz yaratılmadan önce evrendeki tüm canlılar yalnızca ruh olarak varlık gösteriyordu. “Rüya Zamanı” anlatısı da tam olarak bu dönemi ifade ediyor.

Tüm ruhların başlangıçta Alchera’da bulunduğuna, daha sonra dünyada beden bularak yaşama katıldıklarına inanılıyor. Ölümün ardından ise ruhların yeniden Alchera’ya döndüğü ve oradan tekrar dünyaya gelerek başka bir bedende varlığını sürdürdüğü düşünülüyor.

Bu döngüsel anlayış, bazı yönleriyle Hint kültüründeki reenkarnasyon inancını da hatırlatıyor. Yalçın bu isimle geldiğinde başka seçeneklere bakmayı hiç düşünmedik.

 

Müzikal olarak sizi en çok etkileyen sanatçılar veya türler neler?

Alkera: Hepimizin etkilendiği ortak tür progressive metal. Dream Theater, Rush, Opeth, Leprous, Pain of Salvation ve Symphony X gibi ekipler müziğimizi şekillendirmemizde büyük rol oynadılar.

Ayrıca farklı rock ve metal türlerine ilgi duyuyoruz. Grupta jazz dinlemekten hoşlanan da klasik müzik kültüründen gelen arkadaşlarımız da var. Alkera’nın dinlediğimiz tüm türlerden izler taşıdığını düşünüyoruz.

 

Eylül ayında Avrupa’nın en büyük progresif metal festivallerinden Euroblast 2026 sahnesinde Türkiye’yi Türkçe bir albümle temsil edecek olan Alkera, festival tarihinde kabul edilen ilk ve tek Türk grup olma özelliğini taşıyor.

Progresif metal sahnesi içinde kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

Alkera: Bu soruya cevap vermek oldukça zor. Çünkü progresif metal, yurtdışından temsilciler geldiğinde çok ilgi gördüğünü fark ettiğimiz ancak yerel grupların henüz seyirci gözünde aynı ilgiyi çekmekte zorlandıkları bir tür.

Bu alanda yapılan işler ve süreklilik arttıkça Türkiye için nerede konumlandıracağımızı daha iyi anlayacağız.

Yurtdışı ayağına gelirsek, ilk konserimizi Kasım ayında Sofya’da gerçekleştirdik. Hemen ardından Almanya Euroblast festivali açıklandı. Henüz açıklanmayan birkaç büyük festival için de görüşme halindeyiz.

Bu tür yurtdışı festivallerinde çalmak Türk progresif metal grupları arasında pek yaygın bir durum değil. Umarım ileride çok daha fazla grupla ülkemizi büyük organizasyonlarda temsil ederiz.

 

Şarkı yazma süreciniz genellikle nasıl ilerliyor? Kimler hangi rolleri üstleniyor?

Alkera: Şarkı yazma sürecimiz her yeni çalışmada farklılaşıyor. Genellikle birimiz bir fikirle geliyor ve onun üzerinde çalışarak şarkıyı tamamlıyoruz. Gruptaki herkes şarkı yazarı olduğu için bu fikir herkesten gelebiliyor.

Sonrasında da şarkı üzerinde birlikte çalışıyoruz. Net bir görev dağılımı yok aslında.

 

Bir şarkı fikri ilk ortaya çıktığında genelde nerede oluyor ve nasıl gelişiyor?

Alkera: Şu an ikinci albümümüz üzerine çalışıyoruz. Bu albümdeki fikirlerin neredeyse tümü birlikte doğaçlama çalışmaları yaparken ortaya çıktı.

Bu fikirlerin üzerinde çalışarak şarkıları olgunlaştırdık. Bir önceki albümde kullandığımız metod bundan farklıydı. Önceki EP’lerde kullandığımız metod da biraz farklıydı.

Mevcut şartlara göre en efektif şekilde ilerlemeye çalışıyoruz.

 

Sözlerinizde sıklıkla varoluşsal ve felsefi temalar görüyoruz. Bu ilhamlar sizde nasıl doğuyor?

Onur: Alkera’nın müziğini ruhunuzda birden fazla noktaya dokunmaya çalışan bir elin parmakları gibi düşünebilirsiniz. O elin tek bir sahibi var ama size hep daha fazla noktadan ulaşmaya çalışıyor.

Bunu yapmaya çalışırken de dinleyiciyi sadece gündelik meşgalelerle sınırlandırmak istemiyor. Çünkü bir eser, dinleyicisinde onu yaratan müzisyenlerden daha farklı ve derindeki duyguları uyandırabilir.

Bu nedenle çoğu zaman kısır gündemin değil, bizi sürekli sorgulamaya iten daha temel dürtülerin ve gri tanımlamaların peşindeyiz.

İnançlarımızdan bağımsız olarak artık var oluşu bir mucize gibi göremiyorsak, bunun nedeni her gün içinde yaşıyor olmamız ve yaşadığımız pek de mucize gibi hissettirmeyen deneyimlerimiz.

Bu nedenle amacımız hem kendimizde hem de dinleyicimizde uyandırmak istediğimiz, anlamını yitirmemiş duyguları çok daha derinlerde keşfetmek.

(Alkera Live)

Yeni albümünüz hakkında bize neler söyleyebilirsiniz? Bu kez çıkış noktanız neydi; tematik ya da duygusal bir merkez var mı?

Alkera: Bu albümü Zamanın Ötesine gibi konsept şekilde planlamadık. Dolayısıyla şarkılarda ortak temalar olsa da anlattığı tek bir konu olmayacak.

Henüz tümüyle bitmediği için şu an net konuşamıyoruz ama geldiğimiz nokta itibariyle bizi çok heyecanlandırıyor.

 

Bu albümün önceki işlerinize göre ne gibi yenilikler veya kırılmalar taşıdığını düşünüyorsunuz?

Alkera: Bu albüm, besteleme sürecinden kayıtlara kadar teknik olarak çok farklı çalıştığımız bir albüm oldu.

Örnek olarak ilk defa bir albümü doğaçlama sekansları üzerinden besteledik. Birlikte çalarak olgunlaştırdık.

Dolayısıyla dinleyicilerimizin bu birlikteliği daha çok fark edeceklerini düşünüyoruz.

 

Albüm kapaklarınız ve genel görsel estetiğinizin arkasında nasıl bir yaratıcı süreç var? Yeni albümde bu estetik nasıl şekillendi?

Alkera: Eserleri tamamladıktan sonra konsept ve anlatı kendini çoktan göstermiş oluyor.

O süreçte de bizi iyi anlayan ve sizlere aktarabilen değerli sanatçılarla çalışıyoruz.

Birbirinden çok ayrı sanatlar değil aslında. Müzikal duygunun görsel karşılılığına ulaşmaya çalışıyoruz.

Yeni albüm henüz tamamlanmadığı için henüz görsel tasarıma başlamadık.

 

Canlı performanslarınızda seyirciyle kurduğunuz iletişim sizin için ne ifade ediyor? Yeni parçaları sahnede çalmak nasıl bir his?

Onur: Anlaşılmak ve zaman zaman da olsa bir hissedebilmek herkesi mutlu eden şeyler olmalı.

Bizler de müziğimizi, daha samimi bağlar kurabilmek adına elimizden geldiğince savunmasız bir şekilde sunmaya çalışıyoruz.

Her konserde bu bağların daha da güçlendiğini görmek bizi çok mutlu ediyor.

Sahnede sergilenen bütün eserler hem kendimize hem de dinleyicilerimize hatırlatmak istediğimiz şeyler.

Eklenen her yeni beste bizi karşımızdakine daha iyi detaylı anlatıyor. Kurduğunuz bağları insanların gözünde görmekten daha değerli bir şey yok.

(Faruk Toksöz – Alkera Live)

Türkiye’de metal sahnesinin durumu hakkında neler düşünüyorsunuz? Gelişen noktalar ve zorluklar nelerdir?

Faruk: Umut verici bir noktaya doğru ilerliyor.

Bu alanda şarkılar yayınlayan, canlı çalan Türk grupların sayısının gittikçe arttığını görüyoruz.

Sosyal medya desteğini de iyi kullanarak seyirciye eskisinden daha efektif bir şekilde ulaşabiliyoruz.

Gerçekten ilgi çektiğini fark ettiğimiz birçok müzisyen arkadaşımız var.

Teknolojinin de gelişimiyle teknik olarak da eskiye nazaran çok daha güçlü işler çıkıyor.

Ülkemizde metal müziğin diğer türlere oranla daha geri planda kalmasını ise temel bir zorluk olarak düşünebiliriz.

Bunun dışında çok büyük zorlukları olduğunu düşünmüyorum.

 

Sizi motive eden şeyler nelerdir; zorluklarla nasıl baş ediyorsunuz?

Faruk: Müzik yapmak hayatımızdaki zorluklarla baş etme yöntemimiz aslında.

Tabii ki yaptığımız işin beğenilmesi, takdir edilmek çok mutlu ediyor ancak müzik yapmak bizim için başlı başına bir motivasyon kaynağı.

 

Bir metal grubu olmanın dışında grup üyeleri arasında ortak ilgi alanları var mı?

Alkera: Gruptaki her üyenin en az iki kedisi var.

Bunun dışında türlü türlü huyu suyu olan farklı farklı insanlarız ama birbirimizi çok iyi anlıyoruz çünkü aramızda iyi bir ilkesel birlik söz konusu.

 

(Her eve bir kedi, Alkera üyelerine en az iki kedi – Mario, Onur Çobanoğlu ve Dorothy)

Kendi müziğinizi tanımlarken hangi üç kelimeyi kullanırsınız?

Onur: Magazin dergisi pozuna atılan bir manşet gibi duyulacak ama “samimi, yaratıcı, cesur”.

Koyacağınız görsele bunu başlık yapmanızdan çok korkuyorum.

 

Yeni dinleyicilere Alkera’yı keşfetmeye nereden başlamalarını önerirsiniz?

Alkera: İlk iki EP’mizin ardından bir şeyler olmaya başladığını hissettiğimiz şarkı Taş Yuva idi.

Grubun müziğini iyi özetleyen bir şarkı.

Ayrıca bizi tanımayan insanlar için YouTube kanalımızda konser günlükleri şeklinde vloglar yayınlamaya başladık.

Bizi keşfetmek için buralardan başlayabilirler.

 

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”