Barney Greenway: “Direniş, Başkalarının Özgürlüğünü Savunmaktır”

Hayvan haklarından çevresel yıkıma, eşitsizlikten müzikte samimi üretime ve direnişin gerçek anlamına kadar pek çok konuda Napalm Death vokalisti Barney Greenway, hem müziğini hem de hayata bakışını şekillendiren değerleri Metal Oda‘ya anlattı.
Kırk yılı aşkın süredir Napalm Death, yalnızca müzikal kalıpları yıkmakla kalmadı; toplumsal ve siyasi kayıtsızlığa karşı da aynı sertlikle mücadele etti. Ancak Barney Greenway ile konuşmaya başladığınızda, grindcore, ekstrem metal ya da “isyan” gibi tanımların hikâyenin yalnızca bir bölümünü anlattığını hemen fark ediyorsunuz. Sohbet boyunca sürekli çok daha temel bir kavrama dönüyor: insanlık.

Hayvan haklarından çevresel adalete, eşitsizlikten iklim krizine ve sanatsal dürüstlüğe kadar hangi konu açılırsa açılsın Greenway meseleye aynı etik bakış açısından yaklaşıyor. Sloganlar ya da kolay cevaplar vermek yerine, gerçek değişimin empatiyle, insan onuruna saygıyla ve hissedebilen her canlının yaşamına değer vermekle başlayacağını savunuyor.
Barney Greenway ile sanatçıların etik sorumluluğunu, Birmingham şehrinin müzikal mirasını, punk ile metal arasındaki ilişkiyi ve müzikte ticari başarıdan çok sanatsal dürüstlüğün ve kendi çizgine sadık kalmanın önemini konuştuk.

Read more

Kemanın Gölgesinden Carmilla’nın Karanlığına: Esin Yardımlı Alves Pereira

Keltik ve Nordik folk albümleri, FRP oyuncularına yönelik orkestral besteleri, The Wandering Bard ile ortaçağ ve Rönesans melodilerine açtığı kapı derken Esin Yardımlı Alves Pereira, bu kez kemanını heavy metalin tam merkezine yerleştiriyor. KIANIS – Homage to Carmilla, gölgede bırakılmış bir kadın vampirin, gölgede bırakılmış bir enstrümanla yeniden ses bulduğu karanlık ve tutkulu bir karşılaşma.

Esin Yardımlı Alves Pereira’nın müziğinde her zaman bir dünya kurma arzusu var. Bazen bir ortaçağ şarkısının içinden geçiyor, bazen Keltik ve Nordik melodilerin sisli yollarında dolaşıyor, bazen de FRP oyuncuları için orkestral evrenler yaratıyor. The Wandering Bard ile tarihi enstrümanların ve eski zaman melodilerinin izini sürerken, aslında bugünün dinleyicisine çok eski bir duyguyu taşıyor. Hikâye anlatma ihtiyacını…

KIANIS – Homage to Carmilla ise bu hikâyenin en karanlık kapılarından biri. Joseph Sheridan Le Fanu’nun Dracula’dan önce yazdığı gotik vampir novellası Carmilla’dan yola çıkan EP, bir edebiyat selamı değil; aynı zamanda Esin’in kendi müzikal kimliğini de sahiplenme biçimi. Keman, hikâyenin ana karakteri. Carmilla ne kadar Dracula’nın gölgesinde kalmışsa, keman da metal dünyasında çoğu zaman o kadar hafife alınmış. Esin bu iki gölgeyi aynı anda görünür kılıyor.

Bu yüzden Homage to Carmilla, 12 dakikalık kısa bir EP olmasına rağmen yoğun, teatral ve neredeyse kan kırmızısı bir atmosfer taşıyor. Ortaçağ müziği, gotik edebiyat ve extreme metal onun dünyasında aynı karanlık sunağın etrafında dönen üç farklı dil gibi. Esin Yardımlı Alves Pereira ile metal damarını, Carmilla’nın gölgesini, kemanın merkezde durduğu bu yeni karanlık evreni ve çokyönlü müzikal kimliğini konuştuk.

Read more

Teknikten Önce Duygu, Gösterişten Önce Anlatı

Türkiye’de bağımsız müzik üretmek çoğu zaman yalnız bir yolculuk. Ancak bazı müzisyenler bu yalnızlığı bir sınırlama olarak değil, yaratıcı özgürlük alanı olarak görüyor. Riddles in the Dark’ın arkasındaki isim Gündoğdu Akın da bu isimlerden biri.

Opera eğitimiyle başlayan müzik yolculuğunu kendi bestelerini üretme arzusunun peşinden giderek farklı bir yöne çeviren Akın, bugün alternatif rock, progresif rock ve metal öğelerini bir araya getiren özgün bir müzikal dil kurmuş durumda. İlk dinleyişte güçlü melodiler, dikkat çekici vokaller ve katmanlı düzenlemeler öne çıkarken; biraz daha derine inildiğinde şarkıların arkasında titizlikle kurulmuş bir kompozisyon anlayışı ve bütünlüklü bir anlatı dünyası hissediliyor. İlk dinleyişte Muse etkileri hissedilse de, eserlerin altında Riverside’ı hatırlatan melankolik ve derin bir atmosfer de kendine yer buluyor.

Read more

Rock tarihinde sesi Adrian Belew kadar, adeta canlı bir organizma gibi ele alıp şekillendiren çok az müzisyen vardır.

İster King Crimson, ister David Bowie, Talking Heads ya da Frank Zappa ile çalışmış olsun, Belew müziğe her zaman bir kâşif zihniyetiyle yaklaştı —ve bunu değişik, kimi zaman tuhaf ses dokularının peşinden giden, teknolojiyi duyguya dönüştüren ve sürekli olarak alışılmış sınırların ötesine geçen bir anlayışla yaptı. Özellikle King Crimson’ın çığır açan 1980’ler döneminde, progresif müziğin dilini daha fütüristik, ritmik ve tamamen öngörülemez bir şeye dönüştürdü.
Şimdi ise BEAT projesinde — Steve Vai, Tony Levin ve Danny Carey ile birlikte — Belew, Discipline, Beat ve Three of a Perfect Pair albümlerinin ikonik dünyasına nostaljik bir şekilde değil, o dönemin maceracı ruhunun canlı bir yansıması olarak geri dönüyor.
Metal Oda için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Adrian Belew ile 1980’ler King Crimson döneminin yaratıcı kaosu, David Bowie anıları, Beat Kuşağı edebiyatının müzikteki etkisi, yapay zekâ, yaratıcılığın sınırları ve progresif rock üzerinden müzikteki merak ve keşif duygusunun neden hâlâ nostaljiden daha önemli olduğunu konuştuk.

Read more

“Sivas’tan Yükselen Ağırlık: Doom’un Anadolu Yorumu”

Türkiye metal sahnesinin sınırlarını zorlayan projelerden biri olan Sivas Yat Club, daha ismiyle dinleyiciyi ironik ve tezatlarla örülü bir dünyaya davet ediyor. Projenin arkasındaki isim Ayberk Zeray, batı kökenli doom/sludge metalin ağır ve yıkıcı dokusunu Anadolu’nun kadim enstrümanları ve Türkçe vokallerle birleştirerek alışılmış kalıpların dışına çıkıyor. Kendi köklerinden beslenen ama taklitten uzak duran bu yaklaşım, karanlık temalarla beslenen güçlü bir anlatıyı da beraberinde getiriyor. Ne Batı’ya öykünen ne de yerelde sıkışıp kalan bu yaklaşım, karanlık temaları ve sarkastik duruşuyla günümüz yerli metal sahnesinde kendine has, rahatsız edici derecede dürüst bir alan açıyor. Sivas Yat Club, yalnızca bir müzik projesi değil; yerel ile evrensel, gelenek ile modernite arasında kurulan bilinçli ve sarsıcı bir köprü niteliği taşıyor.

Bu sıra dışı yaklaşımın arkasındaki yaratıcı zihinle, Sivas Yat Club’ın doğuşunu, estetik tercihlerini ve geleceğe dair planlarını konuşmak üzere Ayberk Zeray ile konuştuk.

Read more

FAUN ÖZEL RÖPORTAJ

Modern dünyanın hızında kaybolan, adeta uyuşan insan, çoğu zaman doğayla kurduğu bağı da kaybediyor. Doğaya yabancılaşıyor. Ancak bazı müzikler ve tabii ki sanat, bu kopuşu tersine çevirerek zamanı yavaşlatıp akışı değiştirerek dinleyiciyi bambaşka bir ritme ve varoluş biçimine taşımayı başarıyor.
Doğanın ve mitlerin etrafında şekillenen anlatıları, mistik enstrümanları ve tınılarıyla Alman folk metal grubu FAUN, tam da bu noktada, geçmiş ile şimdi, ritüel ile sahne, doğa ile insan arasındaki köprüyü yeniden inşa ediyor. Açık havada, yıldızların altında, bir ateşin etrafında toplanma hissi uyandırıp insanı köklerine dönmüş gibi hissettiren bu özel müzik; sadece dinlenen değil, birlikte yaşanan bir deneyime dönüşüyor.
2023 İstanbul konserlerinde sahne ile izleyici arasındaki sınırın neredeyse ortadan kalktığı o büyülü atmosferin ardından, grubun kurucusu Oliver Satyr ile FAUN müziğinin özünü, doğayı tekrar hatırlamayı ve kültürel izlerin dönüşümünü konuştuk.

(Konser Organizasyon Stagepass Live)

Read more

Sınır Tanımayan Bir Ses: A Thousand Allies ve Kendi Yolunu Açan Progresif Hikâye

Kendi imkânlarıyla üretim yapan, progresif sınırları genişletmekten çekinmeyen ve Metallica’nın “The Outlaw Torn” cover yarışmasını kazanarak uluslararası sahnede dikkat çeken A Thousand Allies; müziğin teknikle duyguyu nasıl aynı potada eritebileceğini anlatıyor. Bu söyleşide, grubun kuruluş hikâyesinden sahne bağımlılığına, üretim süreçlerinden Türkiye’de metal yapmanın gerçeklerine uzanan samimi bir yolculuk var.

Read more

Progresif metalin Türkiye’deki genç temsilcilerinden Alkera, teknik ustalığı kadar düşünsel derinliği de önemseyen bir grup. Lise yıllarında başlayan dostluk, yıllar içinde EP’ler, sahneler ve Zamanın Ötesine albümüyle büyümüş. Grup şimdi yeni albümünün kayıt sürecinde.

Read more

The Yagas – Jason Bowman Söyleşisi (Metal Oda, 2025)

New York çıkışlı alternatif rock/metal grubu The Yagas, 2024 yılında metal müzik sahnesine etkileyici bir giriş yaparak kısa sürede büyük bir merak uyandırdı. Hem özgün hem de karanlık bir tınıya sahip müzikleri; sinematik yaklaşımları, folklorik kökleri ve vokalde ünlü oyuncu Vera Farmiga’nın varlığıyla birleşince ortaya benzersiz ve duygu yüklü bir sound çıktı.
Grubun ismi de bu büyünün bir parçası: Baba Yaga — Slav ormanlarının vahşi ve kadim cadısı, ne tam olarak iyi ne de tamamen kötü bir figür olarak sınırların, eşiklerin ve dönüşümlerin bekçisidir. Baba Yaga da tıpkı The Yagas’ın müziği gibi hem büyüleyici hem tehditkâr, hem lirik, hem ürkütücüdür. Bu da tam olarak The Yagas’ın hamurundaki estetik ikiliğin ifadesidir.

Bu söyleşide grubun davulcusu ve Rock Academy’nin sahibi Jason Bowman ile The Yagas’ın çıkış noktasını, yaratım sürecini, estetiğini ve geleceğini konuştuk.

Read more

Gothenburg Ruhu

The Halo Effect’ten Niclas Engelin ile Söyleşi

(Güzin Paksoylu – Metal Oda, İstanbul 2025)

Bazı soundlar belli bir dönemi tanımlar — bazılarıysa ötesine geçer. Gothenburg hiçbir zaman harita üzerinde bir şehir olarak kalmadı: melodiyle metal öfkenin kırılgan bir dengede buluştuğu duygusal bir coğrafya oldu..

The Halo Effect, gitarist Niclas Engelin ve grup arkadaşlarının bu özel bu yaratım alanına yeniden döndüğü bir ortam : ama geçmişi tekrar etmek için değil, onu yeni bir ışıkta yeniden sahneye çıkartmak için.

22 Kasım İstanbul konseri yaklaşırken, Niclas ile metal sahnesinin dünü ve bugünü üzerine söyleştik,  müzik yaratımından canlı performansların sanatçıda yarattığı heyecana farklı konulardan bahsettik.

Read more