Posts

2000’lerin Kronik İsyanına Dönüş

Sevgili Metal Oda okurları, kısa bir aradan sonra tekrardan merhaba. Umarım keyfiniz yerindedir. Yaklaşık üç aylık kısa gözüken ama benim için uzun ve yazı yazmayı özlediğim süreç sonrasında tekrar sizlerin karşısında olmanın iftiharıyla birlikte bugün yakın zamanlarda gerçekleşen Çilekeş’in 21. yılına özel düzenlediği İstanbul konserini, bununla birlikte kendi görüşlerimi ve grup hakkında bilgileri sizlere bu yazımda ele alacağım.

Read more

Müzik sahnesinden bilim dünyasına uzanan sıra dışı hikâyeler

Her yıl Nobel Ödülleri‘nin açıklandığı Ekim ayında gözler bilim dünyasına çevrilirken, biz de bilimsel merak ile müziğin kesiştiği sıra dışı hayatlara bakalım istedik. Çünkü bazı müzisyenler için sahne ışıkları ile laboratuvarların dünyası birbirinden o kadar da uzak değil. Kimi evrenin sırlarını araştırıyor, kimi virüslerin genetik yapısını inceliyor, kimi de bilimsel çalışmalarını müzik kariyeriyle birlikte sürdürüyor.

Read more

Steve Lukather’ın Santamental Albümü 23 Yıl Sonra Yeniden Yayımlanıyor

TOTO efsanesi Steve Lukather, uzun yıllardır baskısı bulunmayan 2003 tarihli Noel albümü Santamental’ı 7 Kasım’da yeniden yayımlıyor. CD ve dijital formatların yanı sıra ilk kez LP formatında da yayımlanacak albüm, aradan geçen 23 yılın ardından yeniden dinleyiciyle buluşacak.

Santamental, konuk listesine bakıldığında başlı başına bir gitar zirvesini andırıyor. Eddie Van Halen, Slash, Steve Vai, Mike Landau gibi gitaristlerin yanı sıra Edgar Winter, Jeff Babko, John Pierce, Gregg Bissonette ve Trev Lukather albümde Steve Lukather’a eşlik ediyor. Sammy Davis Jr.’ın sesi ise “Jingle Bells”de kullanılan kayıtla albümün sürprizlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Read more

İzmir’de Elektrik Çarpması: Hayko Cepkin Electric

Hayko Cepkin’i ilk kez 2016 yazında canlı izlemiştim. Tam on yıl sonra, “Electric” turnesinin üçüncü ayağı olarak İzmir’de gerçekleşen konserde onu yeniden sahnede görme şansı buldum. Böylesi devasa prodüksiyonlar İzmir’e pek uğramadığı için bu fırsatı kesinlikle kaçıramazdım. Aslında Hayko; senfonik proje, Kızılordu Korosu‘yla ya da tiyatro oyunlarıyla İzmir’de sık sık sahne yapıyordu. Ancak bir metalci olarak bol gitarlı ve gümbür gümbür davullu bir rock konserinde ter atmak asıl tercihimdi.

Read more

Değerli Metal Oda okurları, herkese yeniden merhaba.

Bugün sizleri yeni yayımlanan bir single ya da metal dünyasında ses getiren bir iş birliğiyle değil, yaz sezonuna damgasını vuran unutulmaz bir konser deneyimiyle buluşturacağım. Yaz tatiline adeta kendisi kadar sert, sıcak ve enerjik bir başlangıç yapan Three Days Grace konserine katılan biri olarak, gecenin atmosferini, sahnedeki performansı ve yaşadığım deneyimleri tamamen kendi gözümden sizlerle paylaşacağım.

Bazen bir konser yalnızca sevdiğiniz şarkıları canlı dinlemekten ibaret değildir; bazen aylarca beklediğiniz o anın, binlerce insanla aynı duyguları paylaşmanın ve yıllardır kulaklığınızdan eksik olmayan parçaların ilk notasında tüylerinizin diken diken olmasının adıdır. İşte Three Days Grace’in İstanbul gecesi de tam olarak böyle bir deneyimdi.

Read more

Teknikten Önce Duygu, Gösterişten Önce Anlatı

Türkiye’de bağımsız müzik üretmek çoğu zaman yalnız bir yolculuk. Ancak bazı müzisyenler bu yalnızlığı bir sınırlama olarak değil, yaratıcı özgürlük alanı olarak görüyor. Riddles in the Dark’ın arkasındaki isim Gündoğdu Akın da bu isimlerden biri.

Opera eğitimiyle başlayan müzik yolculuğunu kendi bestelerini üretme arzusunun peşinden giderek farklı bir yöne çeviren Akın, bugün alternatif rock, progresif rock ve metal öğelerini bir araya getiren özgün bir müzikal dil kurmuş durumda. İlk dinleyişte güçlü melodiler, dikkat çekici vokaller ve katmanlı düzenlemeler öne çıkarken; biraz daha derine inildiğinde şarkıların arkasında titizlikle kurulmuş bir kompozisyon anlayışı ve bütünlüklü bir anlatı dünyası hissediliyor. İlk dinleyişte Muse etkileri hissedilse de, eserlerin altında Riverside’ı hatırlatan melankolik ve derin bir atmosfer de kendine yer buluyor.

Read more

Kurgusal Anlatılar ve Törpülenmiş Sesler: Angine de Poitrine

Metal Oda’da Güzin’in Angine de Poitrine yazısını okuduğumdan beri bu konuyu zihnimde toparlamaya çalışıyordum. Bir yandan da bu grupla ilgili söylemleri ve kolektif algıyı gözlemlemek istedim. İtiraf etmeliyim ki hem son derece eğlenceli hem de beni derin düşüncelere sevk eden bir süreç oldu.
İnsanın kendi penceresinden gördüğü (ya da görmek istediği) gerçeklik ile “orada olanın” çıplaklığı arasındaki o derin uçurumu pek çok kez deneyimlemişizdir. Kendimize yapay bir kimlik kurguluyor ve bu kendi yazdığımız anlatının gölgesinde yaşamaya devam ediyoruz. Ancak bu anlatının çöktüğü, gerçekliğin yüzümüze bir tokat gibi çarptığı her kırılma noktasında kendimizi bir kimlik krizinin, derin bunalımların ortasında buluyoruz.

Read more

Michael Jackson denince akla önce hayatı boyunca üzerine yapışan Pop’un Kralı etiketi gelir nedense: unutulmaz melodiler, ikonik moonwalk, taşlı beyaz eldiven, dev stadyum konserleri, kusursuz koreografiler… Oysa Michael Jackson’ın eşsiz müzik adamı, dansçı ve koreograf kişiliğinin altında çok daha karanlık, çok daha öfkeli bir damar vardır. Belki de onu bu kadar sıra dışı yapan şey dünyanın gördüğü en büyük pop yıldızlarından biri olması kadar ruhunda ilk bakışta görünmeyen rock metal öfkeyi barındırmasıdır.

Read more

Gerçek Bir Altkültür

EBM aslında o kadar alt ve derin bir kültür ki, konuya nereden başlamak ve nasıl ilerletmek lazım bilemedim. Çünkü ilk bakışta, 1970’li yıllardan bugüne kadar ulaşan protest yapıya sahip bir müzik türü diyebiliriz. EBM‘nin Rammstein gibi endüstriyel metal gruplarının da yolunu açtığının altını da çizelim.

Dilerseniz öncelikle “EBM” (Electro Body Music) isminin nasıl ortaya çıktığını ve aslen isim babasının kim olduğuna bakalım. Elektronik Vücut Müziği terimi ilk olarak Alman elektronik grubu Kraftwerk‘ten Ralf Hütter tarafından 1977 senesinde, İngiliz müzik gazetesi “Sounds”‘a verdiği röportajda kullanıldı.

Read more

Şiir, Öfke ve Umut : Patti Smith Quartet İstanbul Konseri

Yaklaşık 10 bin dinleyicinin birkaç saatliğine kendi kişisel sorunlarından, hayatın karmaşasından ve dünyanın ağırlığından uzaklaşıp yaşama dair yeniden umut dolduğu, iyileşmeye dair birbirine tutunduğu bir konser: Patti Smith Quartet.

Tarihler 17 Mayıs 2026’yı gösterirken yolumuz Bonus Parkorman’ın yemyeşil sahnesine düşmüş, aylar öncesinden biriktirdiğimiz heyecanla konser için önceden hazırladığımız, Patti’ye yakışacağını düşündüğümüz kıyafetlerimizi giymiştik.

Sağanak yağmur yeni dinmişti. Tepemizde, günü daha da özel kılmak istermişçesine bir gökkuşağı belirmiş, hava ise olabilecek en tatlı hâliyle esmeye başlamıştı.

Read more