Ölüm, modern dünyada ya gizlenir ya da hızla tüketilir.
Sanatta ve müzikte ölüm, basit bir karanlık merakı değildir. Ölümle kurulan bu estetik ilişki, anlamakta zorlandığımız ve yüzleşmekten korktuğumuz sarsıcı bir gerçeği ehlileştirme çabasına hizmet eder. Ölüm hakkında yazmak, ölüm üzerine şarkılar söylemek — death metal ve death-doom gruplarının yaptığı gibi — onu normalleştirir ve bir ölçüde onunla alay eder. Bu ti ye alma hali, hepimizi bekleyen kaçınılmaz sonu kabullenmenin yollarından biridir.
Posts
Kurgusal Anlatılar ve Törpülenmiş Sesler: Angine de Poitrine
Metal Oda’da Güzin’in Angine de Poitrine yazısını okuduğumdan beri bu konuyu zihnimde toparlamaya çalışıyordum. Bir yandan da bu grupla ilgili söylemleri ve kolektif algıyı gözlemlemek istedim. İtiraf etmeliyim ki hem son derece eğlenceli hem de beni derin düşüncelere sevk eden bir süreç oldu.
İnsanın kendi penceresinden gördüğü (ya da görmek istediği) gerçeklik ile “orada olanın” çıplaklığı arasındaki o derin uçurumu pek çok kez deneyimlemişizdir. Kendimize yapay bir kimlik kurguluyor ve bu kendi yazdığımız anlatının gölgesinde yaşamaya devam ediyoruz. Ancak bu anlatının çöktüğü, gerçekliğin yüzümüze bir tokat gibi çarptığı her kırılma noktasında kendimizi bir kimlik krizinin, derin bunalımların ortasında buluyoruz.
Noktaların, papier-mâché maskelerin ve mikrotonalitenin evreninde adeta uzaydan gelmiş hissi veren bir duo Angine de Poitrine.
Sesin estetik bir form olmaktan çıkıp bir enstalasyona dönüştüğü noktada Kanada Québecli ikili, avangardın, absürdün ve müziğin sınırlarını zorluyor. Adeta hipnotik bir performans sergiliyor.
2019’dan bu yana birlikte çıktıkları sanat yolculuğunda Khn de Poitrine ve Klek de Poitrine isimleriyle üreten anonim ikilinin maskelerinin ve gizemlerinin ardında gerçek bir düşünce sistemi var.
New York’un ortasında, zamanla yarışmayan bir yapı durur: Chelsea Hotel. Ne tam anlamıyla bir oteldir, ne de yalnızca bir mimari anıttır. Burası, modern sanat tarihinin en bohem ve en kırılgan sahnesidir. İçinden geçen sanatçılar kadar, içinde kalan yalnızlıkların ve yaratımların da ev sahibidir.
Chelsea Hotel’in duvarları, sessizce ama inatla bir dönemin şarkılarını, şiirlerini, resimlerini ve hayal kırıklıklarını anlatır.
Patti Smith, Just Kids adlı kitabında Chelsea’nin bu benzersiz ruhunu şöyle tanımlar:
“Orası bizim küçük krallığımızdı. Hayal etmeye cesaret edenlerin sarayı.”
Guillermo del Toro’dan Frankenstein: Akıl ve Kalbin Ebedi Savaşı
Mary Shelley’nin “Frankenstein; or, the Modern Prometheus” adlı romanı (1818), Aydınlanma Çağı’nın akıl ve bilime duyduğu kör inanca karşı bir uyarı niteliğindeydi. Shelley, gotik edebiyatın bu eşsiz şaheserinde bilimin sınır tanımaz özgüvenini sorgular: yani insanın Tanrı’yı oynayarak hem doğayı hem de kalbini ve ruhunu kaybetmesini. Romanda Victor Frankenstein aklı, yarattığı “canavar” ise kalbi temsil eder: filmde canavarın anatomik eskizine ve kalp organına yapılan vurgular sebepsiz değildir. Del Toro’nun sinemasında akıl ve kalbin bu ikiliği (duality), yalnızca Franskenstein hikayesi üzerinden yeniden yorumlanmaz; duygusal olarak da ters yüz edilir.
Tartışmalı ve kötü şöhretli, ancak şüphesiz bir şekilde rock ve metal sahnesinin en özgün ve etkileyici figürlerinden Marilyn Manson‘ı, 3 Eylül 2025 tarihinde İstanbul’da “One Assasination Under God” turnesi kapsamında izleyeceğiz. Marilyn Manson’u sadece bir şok rock figürü olarak değerlendirmek, onun son derece yaratıcı sanatsal kimliğine haksızlık etmek olur. İstanbul şovunu merakla beklerken Marilyn Manson’ın […]
Endüstriyel metalin eşsiz grubu Rammstein “Zeit” (Zaman) albümünden aynı temalar etrafında dolanan “Zeit” ve “Zick Zack” parçalarının edebiyat ve felsefe alanlarında düşündürdüklerine bir bakalım:
Val Kilmer ile ilk olarak 1985 yılına ait Real Genius filmiyle tanışmıştım ve sanırım teenager yıllarımda kendisine biraz da aşıktım. Bilim ve mizah yüklü bu komedi filminde ünlü bir üniversitede okuyan üstün zekalı öğrencilerden biri de Chris Knight’tır (Val Kilmer). Muzip, eğlenceli ve inanılmaz yetenekli Chris karakteri, elinde lolipopu ve ayağında patenleriyle, 80’lerdeki ikonum olmuştu.
Sanat ve politika, bir toplumun en önemli yapı taşlarından olup, toplumu yönlendirme, etkileme ve kalkınmada en önemli etkenlerdendir.
Yalnızca estetik bir kaygı gütmeyen, aynı zamanda toplumsal gelişmelerde kritik bir rol oynayan ve başlı başına politik bir duruş olan sanat ise sanatçının sesini duyururken, kendi toplumunun içinde bulunduğu sorunlara ayna tutarak farkındalık yaratır.
Banksy Kimdir?
Banksy, çağımızın en gizemli ve etkili sokak sanatçılarından biridir. Gerçek kimliği hala bilinmemektedir, ancak çalışmaları keskin toplumsal eleştirileri, politik mesajları ve asi ruhuyla uluslararası alanda büyük bir ün kazanmıştır. İngiltere’nin Bristol şehrinde yeraltı grafiti sahnesinden yükselen Banksy, zamanla bir sokak sanatçısından, eserleri milyonlarca dolara satılan bir kültürel ikon haline dönüşmüştür. Kendisi ise güçlü bir şekilde kapitalizm karşıtı bir duruş sergilemektedir.
