Ölüm, modern dünyada ya gizlenir ya da hızla tüketilir.
Sanatta ve müzikte ölüm, basit bir karanlık merakı değildir. Ölümle kurulan bu estetik ilişki, anlamakta zorlandığımız ve yüzleşmekten korktuğumuz sarsıcı bir gerçeği ehlileştirme çabasına hizmet eder. Ölüm hakkında yazmak, ölüm üzerine şarkılar söylemek — death metal ve death-doom gruplarının yaptığı gibi — onu normalleştirir ve bir ölçüde onunla alay eder. Bu ti ye alma hali, hepimizi bekleyen kaçınılmaz sonu kabullenmenin yollarından biridir.

Read more

Kemanın Gölgesinden Carmilla’nın Karanlığına: Esin Yardımlı Alves Pereira

Keltik ve Nordik folk albümleri, FRP oyuncularına yönelik orkestral besteleri, The Wandering Bard ile ortaçağ ve Rönesans melodilerine açtığı kapı derken Esin Yardımlı Alves Pereira, bu kez kemanını heavy metalin tam merkezine yerleştiriyor. KIANIS – Homage to Carmilla, gölgede bırakılmış bir kadın vampirin, gölgede bırakılmış bir enstrümanla yeniden ses bulduğu karanlık ve tutkulu bir karşılaşma.

Esin Yardımlı Alves Pereira’nın müziğinde her zaman bir dünya kurma arzusu var. Bazen bir ortaçağ şarkısının içinden geçiyor, bazen Keltik ve Nordik melodilerin sisli yollarında dolaşıyor, bazen de FRP oyuncuları için orkestral evrenler yaratıyor. The Wandering Bard ile tarihi enstrümanların ve eski zaman melodilerinin izini sürerken, aslında bugünün dinleyicisine çok eski bir duyguyu taşıyor. Hikâye anlatma ihtiyacını…

KIANIS – Homage to Carmilla ise bu hikâyenin en karanlık kapılarından biri. Joseph Sheridan Le Fanu’nun Dracula’dan önce yazdığı gotik vampir novellası Carmilla’dan yola çıkan EP, bir edebiyat selamı değil; aynı zamanda Esin’in kendi müzikal kimliğini de sahiplenme biçimi. Keman, hikâyenin ana karakteri. Carmilla ne kadar Dracula’nın gölgesinde kalmışsa, keman da metal dünyasında çoğu zaman o kadar hafife alınmış. Esin bu iki gölgeyi aynı anda görünür kılıyor.

Bu yüzden Homage to Carmilla, 12 dakikalık kısa bir EP olmasına rağmen yoğun, teatral ve neredeyse kan kırmızısı bir atmosfer taşıyor. Ortaçağ müziği, gotik edebiyat ve extreme metal onun dünyasında aynı karanlık sunağın etrafında dönen üç farklı dil gibi. Esin Yardımlı Alves Pereira ile metal damarını, Carmilla’nın gölgesini, kemanın merkezde durduğu bu yeni karanlık evreni ve çokyönlü müzikal kimliğini konuştuk.

Read more

Teknikten Önce Duygu, Gösterişten Önce Anlatı

Türkiye’de bağımsız müzik üretmek çoğu zaman yalnız bir yolculuk. Ancak bazı müzisyenler bu yalnızlığı bir sınırlama olarak değil, yaratıcı özgürlük alanı olarak görüyor. Riddles in the Dark’ın arkasındaki isim Gündoğdu Akın da bu isimlerden biri.

Opera eğitimiyle başlayan müzik yolculuğunu kendi bestelerini üretme arzusunun peşinden giderek farklı bir yöne çeviren Akın, bugün alternatif rock, progresif rock ve metal öğelerini bir araya getiren özgün bir müzikal dil kurmuş durumda. İlk dinleyişte güçlü melodiler, dikkat çekici vokaller ve katmanlı düzenlemeler öne çıkarken; biraz daha derine inildiğinde şarkıların arkasında titizlikle kurulmuş bir kompozisyon anlayışı ve bütünlüklü bir anlatı dünyası hissediliyor. İlk dinleyişte Muse etkileri hissedilse de, eserlerin altında Riverside’ı hatırlatan melankolik ve derin bir atmosfer de kendine yer buluyor.

Read more

“İlk önce medeniyetin çöküşü geldi: anarşi, soykırım, açlık. Sonra, her şey daha kötü olamaz gibi görünürken, veba geldi. Yaşayan Ölüm, kısa sürede tüm gezegeni pençesine aldı”.

Bu cümleleri duyduğumuz tekinsiz bir ses, agresiflik tonunu yükselterek tamamlıyordu konuşmasını:

“Ölümü seviyorum! Sefaleti seviyorum! Ben bu dünyayı seviyorum!”

Bu, 1989 yapımı ‘dünyanın sonu’ temalı bir filmin giriş repliğiydi. Albert Pyun yönetmenliğindeki Cyborg filminden söz ediyorum. Çocukluk dönemime denk gelen bu filmin, sahip olduğu genel tema da dahil olmak üzere heavy metal ile yoğun parallelikler barındırdığını zaten düşünüyordum. Yazının devamında bahsedeceğim filmin Director’s Cut versiyonundan haberdar olduktan sonra, bu hissime sebep olan paralleliklerin tesadüf değil, bilinçli bir tercih olduğundan artık eminim.

Read more

Savaşın Sessiz Çığlığı: Johnny Got His Gun ve Metal Dünyasındaki Yankısı
Edebiyat dünyasında bazı kitaplar vardır, okuduktan sonra tavanla uzun uzun bakışmanıza neden olur. Dalton Trumbo’nun 1939 tarihli “Johnny Got His Gun” (Johnny Askere Gitti) romanı tam olarak bu türden. Ama bu kitap sadece kütüphanelerin tozlu raflarında kalmadı; amfileri patlatan, boyun fıtığı garantili metal müziğin de DNA’sına işledi.
Gelin, bu karanlık ama büyüleyici ilişkinin derinliklerine, biraz mizah ve bolca distorsiyonla dalalım.

Read more

Kurgusal Anlatılar ve Törpülenmiş Sesler: Angine de Poitrine

Metal Oda’da Güzin’in Angine de Poitrine yazısını okuduğumdan beri bu konuyu zihnimde toparlamaya çalışıyordum. Bir yandan da bu grupla ilgili söylemleri ve kolektif algıyı gözlemlemek istedim. İtiraf etmeliyim ki hem son derece eğlenceli hem de beni derin düşüncelere sevk eden bir süreç oldu.
İnsanın kendi penceresinden gördüğü (ya da görmek istediği) gerçeklik ile “orada olanın” çıplaklığı arasındaki o derin uçurumu pek çok kez deneyimlemişizdir. Kendimize yapay bir kimlik kurguluyor ve bu kendi yazdığımız anlatının gölgesinde yaşamaya devam ediyoruz. Ancak bu anlatının çöktüğü, gerçekliğin yüzümüze bir tokat gibi çarptığı her kırılma noktasında kendimizi bir kimlik krizinin, derin bunalımların ortasında buluyoruz.

Read more

Nuclear Blast’tan Metal Blade’e, metal müziğin perde arkasındaki devlerin hikâyesi.

Metal müzik denildiğinde akla ilk olarak gruplar, albümler ve konserler gelir. Ancak türün gelişiminde, müzisyenler kadar önemli bir rol oynayan kayıt şirketleri de bulunmaktadır. Nuclear Blast, Metal Blade, Century Media ve Napalm Records gibi şirketler yalnızca albüm yayımlamakla kalmamış, metal müziğin küresel ölçekte büyümesine ve birçok grubun uluslararası başarıya ulaşmasına katkıda bulunmuştur.

Peki dünyanın en büyük metal plak şirketleri hangileridir? Thrash metalden black metale, folk metalden death metale kadar türün farklı kollarına yön veren ve bugün milyonlarca dinleyiciye ulaşan grupların arkasındaki beş önemli metal müzik  kayıt şirketine yakından bakalım.

Read more

Michael Jackson denince akla önce hayatı boyunca üzerine yapışan Pop’un Kralı etiketi gelir nedense: unutulmaz melodiler, ikonik moonwalk, taşlı beyaz eldiven, dev stadyum konserleri, kusursuz koreografiler… Oysa Michael Jackson’ın eşsiz müzik adamı, dansçı ve koreograf kişiliğinin altında çok daha karanlık, çok daha öfkeli bir damar vardır. Belki de onu bu kadar sıra dışı yapan şey dünyanın gördüğü en büyük pop yıldızlarından biri olması kadar ruhunda ilk bakışta görünmeyen rock metal öfkeyi barındırmasıdır.

Read more

Megadeth’in Son Albümü Üzerine
⚠ Spoiler uyarısı: Albüm hakkında detaylı değerlendirme içerir.

GENEL DEĞERLENDIRME
Turuncu bombamız 64 yaşında kariyerine nokta koydu. Gönül isterdi ki Hangar 18’in mirasına yakışsın diye tam 18 albüm olsun; ama ne Dave‘in sektörden bıkması ne de geçirdiği hastalık buna izin verdi. 17. albümü bile zar zor çıkardı desem yeridir. Ben albümü sub’a bir hafta önceden salmıştım, o ara dinleme fırsatım olmuştu. Gevelemeden söyleyeyim.

Read more

Gerçek Bir Altkültür

EBM aslında o kadar alt ve derin bir kültür ki, konuya nereden başlamak ve nasıl ilerletmek lazım bilemedim. Çünkü ilk bakışta, 1970’li yıllardan bugüne kadar ulaşan protest yapıya sahip bir müzik türü diyebiliriz. EBM‘nin Rammstein gibi endüstriyel metal gruplarının da yolunu açtığının altını da çizelim.

Dilerseniz öncelikle “EBM” (Electro Body Music) isminin nasıl ortaya çıktığını ve aslen isim babasının kim olduğuna bakalım. Elektronik Vücut Müziği terimi ilk olarak Alman elektronik grubu Kraftwerk‘ten Ralf Hütter tarafından 1977 senesinde, İngiliz müzik gazetesi “Sounds”‘a verdiği röportajda kullanıldı.

Read more