Senenin büyük heyecanla beklenen metal konserlerinden Lamb of God, Orbit Culture ve Black Tooth konseri 24 Temmuz’da İstanbul Bonus Parkorman‘da Stagepass Live organizasyonuyla gerçekleşti. Efsane mosh pit görüntülerinin senelerce hatırlanacağı konseri yazarlarımız Özgür Polat ve Zafer Ayaz kaleme aldı. Konser heyecanını birebir aktaran yazılarında yazarlarımızın konserle ilgili benzer konulara vurgu yapması ilgi çekici oldu. Keyifli okumalar!
Posts
From animal rights and environmental collapse to inequality, integrity, and the true meaning of resistance, Napalm Death vocalist Barney Greenway reflects on the values that continue to shape both his music and his worldview.
For more than four decades, Napalm Death has challenged musical conventions as fiercely as it has confronted social and political complacency. Yet speaking with Barney Greenway, it quickly becomes clear that labels such as grindcore, extreme metal or even rebellion are only part of the story. Throughout our conversation, he repeatedly returns to a far simpler idea: basic humanity.
From animal rights and environmental justice to inequality, climate change and artistic integrity, Greenway approaches every subject through the same ethical lens. Rather than offering slogans or easy answers, he argues that meaningful change begins with empathy, dignity and our willingness to recognise the value of every sentient being.
In this conversation with Metal Oda, Barney Greenway reflects on the responsibilities of artists, the legacy of Birmingham, the relationship between punk and metal, and why integrity still matters more than commercial success.
Barney Greenway: “Direniş, Başkalarının Özgürlüğünü Savunmaktır”
Hayvan haklarından çevresel yıkıma, eşitsizlikten müzikte samimi üretime ve direnişin gerçek anlamına kadar pek çok konuda Napalm Death vokalisti Barney Greenway, hem müziğini hem de hayata bakışını şekillendiren değerleri Metal Oda‘ya anlattı.
Kırk yılı aşkın süredir Napalm Death, yalnızca müzikal kalıpları yıkmakla kalmadı; toplumsal ve siyasi kayıtsızlığa karşı da aynı sertlikle mücadele etti. Ancak Barney Greenway ile konuşmaya başladığınızda, grindcore, ekstrem metal ya da “isyan” gibi tanımların hikâyenin yalnızca bir bölümünü anlattığını hemen fark ediyorsunuz. Sohbet boyunca sürekli çok daha temel bir kavrama dönüyor: insanlık.
Hayvan haklarından çevresel adalete, eşitsizlikten iklim krizine ve sanatsal dürüstlüğe kadar hangi konu açılırsa açılsın Greenway meseleye aynı etik bakış açısından yaklaşıyor. Sloganlar ya da kolay cevaplar vermek yerine, gerçek değişimin empatiyle, insan onuruna saygıyla ve hissedebilen her canlının yaşamına değer vermekle başlayacağını savunuyor.
Barney Greenway ile sanatçıların etik sorumluluğunu, Birmingham şehrinin müzikal mirasını, punk ile metal arasındaki ilişkiyi ve müzikte ticari başarıdan çok sanatsal dürüstlüğün ve kendi çizgine sadık kalmanın önemini konuştuk.
Iron Maiden’ın Edebi ve Müzikal Zirvesi: “To Tame a Land”
Heavy metal tarihi, edebiyattan beslenen, mitolojiyi ve bilimkurguyu rifflerle birleştiren şarkılarla doludur. Ancak çok az grup, bir edebi eseri Iron Maiden’ın 1983 çıkışlı Piece of Mind albümünün kapanış parçası olan “To Tame a Land” kadar kusursuz bir şekilde epik bir müzikal anlatıya dönüştürebilmiştir. Şarkı, sadece bir albüm kapanışı değil; aynı zamanda grubun progresif metal sularına bıraktığı ilk ve en güçlü imzalardan biridir.

Değerli Metal Oda okurları, herkese yeniden merhaba.
Bugün sizleri yeni yayımlanan bir single ya da metal dünyasında ses getiren bir iş birliğiyle değil, yaz sezonuna damgasını vuran unutulmaz bir konser deneyimiyle buluşturacağım. Yaz tatiline adeta kendisi kadar sert, sıcak ve enerjik bir başlangıç yapan Three Days Grace konserine katılan biri olarak, gecenin atmosferini, sahnedeki performansı ve yaşadığım deneyimleri tamamen kendi gözümden sizlerle paylaşacağım.
Bazen bir konser yalnızca sevdiğiniz şarkıları canlı dinlemekten ibaret değildir; bazen aylarca beklediğiniz o anın, binlerce insanla aynı duyguları paylaşmanın ve yıllardır kulaklığınızdan eksik olmayan parçaların ilk notasında tüylerinizin diken diken olmasının adıdır. İşte Three Days Grace’in İstanbul gecesi de tam olarak böyle bir deneyimdi.
Ölüm, modern dünyada ya gizlenir ya da hızla tüketilir.
Sanatta ve müzikte ölüm, basit bir karanlık merakı değildir. Ölümle kurulan bu estetik ilişki, anlamakta zorlandığımız ve yüzleşmekten korktuğumuz sarsıcı bir gerçeği ehlileştirme çabasına hizmet eder. Ölüm hakkında yazmak, ölüm üzerine şarkılar söylemek — death metal ve death-doom gruplarının yaptığı gibi — onu normalleştirir ve bir ölçüde onunla alay eder. Bu ti ye alma hali, hepimizi bekleyen kaçınılmaz sonu kabullenmenin yollarından biridir.
Schengen vizeniz ve çadırınız hazır mı? 🤘
Sizler için Avrupa’nın önde gelen yaz rock ve metal festivallerini tek bir rehberde derledik. İster bu yaz yola çıkmayı planlıyor olun, ister gelecek yıllar için listenizi hazırlayın.
Is your Schengen visa approved and your tent packed?
We’ve put together a guide to Europe’s leading summer rock & metal festivals. Whether you’re planning to hit the road this summer or building your festival bucket list for the years ahead, don’t forget to save this article.
From the Shadow of the Violin to the Darkness of Carmilla: Esin Yardımlı Alves Pereira
After years of creating Celtic and Nordic folk albums, orchestral compositions for role-playing enthusiasts, and opening a gateway to medieval and Renaissance melodies through The Wandering Bard, Esin Yardımlı Alves Pereira now places her violin at the very heart of heavy metal. KIANIS – Homage to Carmilla is a dark and passionate encounter in which an overlooked female vampire finds her voice again through an instrument that has often been overlooked itself.
There has always been a desire for world-building at the core of Esin Yardımlı Alves Pereira’s music. Sometimes she wanders through the pages of a medieval song, sometimes along the mist-covered paths of Celtic and Nordic melodies, and sometimes she creates vast orchestral landscapes for role-playing worlds. Through The Wandering Bard, she follows the traces of historical instruments and ancient melodies, carrying a timeless emotion to modern listeners: the need to tell stories.
KIANIS – Homage to Carmilla opens one of the darkest doors of that journey. Inspired by Joseph Sheridan Le Fanu’s Gothic vampire novella Carmilla, written decades before Dracula, the EP is more than a literary tribute. It is also a statement of artistic identity. The violin becomes the protagonist of the story. Just as Carmilla has long remained in Dracula’s shadow, the violin has often been underestimated within the world of metal. With this release, Esin brings both of those overlooked voices into the spotlight.
Despite its concise twelve-minute runtime, Homage to Carmilla unfolds with a dense, theatrical atmosphere tinged in shades of deep crimson. In Esin’s world, medieval music, Gothic literature, and extreme metal become three different languages orbiting the same dark altar. We spoke with Esin Yardımlı Alves Pereira about her long-hidden metal vein, Carmilla’s enduring shadow, the creation of this new dark universe built around the violin, and the many facets of her musical identity.
Kemanın Gölgesinden Carmilla’nın Karanlığına: Esin Yardımlı Alves Pereira
Keltik ve Nordik folk albümleri, FRP oyuncularına yönelik orkestral besteleri, The Wandering Bard ile ortaçağ ve Rönesans melodilerine açtığı kapı derken Esin Yardımlı Alves Pereira, bu kez kemanını heavy metalin tam merkezine yerleştiriyor. KIANIS – Homage to Carmilla, gölgede bırakılmış bir kadın vampirin, gölgede bırakılmış bir enstrümanla yeniden ses bulduğu karanlık ve tutkulu bir karşılaşma.
Esin Yardımlı Alves Pereira’nın müziğinde her zaman bir dünya kurma arzusu var. Bazen bir ortaçağ şarkısının içinden geçiyor, bazen Keltik ve Nordik melodilerin sisli yollarında dolaşıyor, bazen de FRP oyuncuları için orkestral evrenler yaratıyor. The Wandering Bard ile tarihi enstrümanların ve eski zaman melodilerinin izini sürerken, aslında bugünün dinleyicisine çok eski bir duyguyu taşıyor. Hikâye anlatma ihtiyacını…
KIANIS – Homage to Carmilla ise bu hikâyenin en karanlık kapılarından biri. Joseph Sheridan Le Fanu’nun Dracula’dan önce yazdığı gotik vampir novellası Carmilla’dan yola çıkan EP, bir edebiyat selamı değil; aynı zamanda Esin’in kendi müzikal kimliğini de sahiplenme biçimi. Keman, hikâyenin ana karakteri. Carmilla ne kadar Dracula’nın gölgesinde kalmışsa, keman da metal dünyasında çoğu zaman o kadar hafife alınmış. Esin bu iki gölgeyi aynı anda görünür kılıyor.
Bu yüzden Homage to Carmilla, 12 dakikalık kısa bir EP olmasına rağmen yoğun, teatral ve neredeyse kan kırmızısı bir atmosfer taşıyor. Ortaçağ müziği, gotik edebiyat ve extreme metal onun dünyasında aynı karanlık sunağın etrafında dönen üç farklı dil gibi. Esin Yardımlı Alves Pereira ile metal damarını, Carmilla’nın gölgesini, kemanın merkezde durduğu bu yeni karanlık evreni ve çokyönlü müzikal kimliğini konuştuk.
Teknikten Önce Duygu, Gösterişten Önce Anlatı
Türkiye’de bağımsız müzik üretmek çoğu zaman yalnız bir yolculuk. Ancak bazı müzisyenler bu yalnızlığı bir sınırlama olarak değil, yaratıcı özgürlük alanı olarak görüyor. Riddles in the Dark’ın arkasındaki isim Gündoğdu Akın da bu isimlerden biri.
Opera eğitimiyle başlayan müzik yolculuğunu kendi bestelerini üretme arzusunun peşinden giderek farklı bir yöne çeviren Akın, bugün alternatif rock, progresif rock ve metal öğelerini bir araya getiren özgün bir müzikal dil kurmuş durumda. İlk dinleyişte güçlü melodiler, dikkat çekici vokaller ve katmanlı düzenlemeler öne çıkarken; biraz daha derine inildiğinde şarkıların arkasında titizlikle kurulmuş bir kompozisyon anlayışı ve bütünlüklü bir anlatı dünyası hissediliyor. İlk dinleyişte Muse etkileri hissedilse de, eserlerin altında Riverside’ı hatırlatan melankolik ve derin bir atmosfer de kendine yer buluyor.
