Değerli Metal Oda okurları, herkese yeniden merhaba.

Bugün sizleri yeni yayımlanan bir single ya da metal dünyasında ses getiren bir iş birliğiyle değil, yaz sezonuna damgasını vuran unutulmaz bir konser deneyimiyle buluşturacağım. Yaz tatiline adeta kendisi kadar sert, sıcak ve enerjik bir başlangıç yapan Three Days Grace konserine katılan biri olarak, gecenin atmosferini, sahnedeki performansı ve yaşadığım deneyimleri tamamen kendi gözümden sizlerle paylaşacağım.

Bazen bir konser yalnızca sevdiğiniz şarkıları canlı dinlemekten ibaret değildir; bazen aylarca beklediğiniz o anın, binlerce insanla aynı duyguları paylaşmanın ve yıllardır kulaklığınızdan eksik olmayan parçaların ilk notasında tüylerinizin diken diken olmasının adıdır. İşte Three Days Grace’in İstanbul gecesi de tam olarak böyle bir deneyimdi.

2025 yılında grubun orijinal vokalisti Adam Gontier’ın yeniden kadroya katılmasıyla başlayan yeni dönem, Alienation albümünün yayımlanmasıyla taçlandırıldı. Albümün ardından duyurulan Alienation Tour kapsamında Three Days Grace, 30 Haziran 2026 tarihinde ilk kez Türkiye’deki hayranlarıyla İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta buluştu. Konser öncesinde yapılan resmi duyuruyla, Amerikalı post-hardcore grubu Escape the Fate’in gecenin özel konuğu olarak Three Days Grace’ten önce sahne alacağı açıklandı. Böylece uzun yıllardır beklenen bu konser, iki güçlü grubun aynı sahneyi paylaşacağı özel bir rock gecesine dönüşmüş oldu.

 

Güneş’in batmaya yakın olduğu ve hafif bir esintinin arkamızdan vurduğu dakikalarda, saatler 20.00’ı gösterdiğinde ön grup olan Escape the Fate, herkesin alkışları ile sahnede yerini aldı ve ilk şarkısı “Ungrateful” ile tüyleri diken diken eden kaotik bir açılış yaptı. Grup, Türkiye’de çok popüler olmamasına rağmen, yine beklenenden fazla kişi şarkılarına eşlik etti. Konsere 2 gün kala grubu dinlemek anca aklıma geldiğinden ötürü sadece 2 şarkısını ezberleyebildim maalesef. Grubu neredeyse ilk kez dinleyen birisi olarak grubun soundunun Bullet for my Valentine ve Motionless in White’a benzediğini söyleyebilirim. Grubun diskografisi içinde “This War is Ours”  içlerinden en sevdiğim parça oldu. Son şarkılara doğru grup platformlarda henüz yayınlanmamış olan şarkısını bu konserde bizlere çalmış oldular.  Grubun solisti Craig Mabbitt, Three Days Grace’e teşekkürlerini iletmesinin ardından grup, büyük bir ilgiyle uğurlandı.

Saat 21.15’i gösterdiğinde It’s All Over şarkısının girişi ve arkadaki ekranda sürekli belirip kaybolan “Here We Fucking Go” yazısı eşliğinde grup sahnedeki yerini alır almaz ivmeyi kaybetmeden son çıkan albümde yer alan Dominate şarkısı ile gecenin açılışını yaptılar. İlk şarkının bitimi anında hiç vakit kaybetmeden grubun bateristi Neil Sanderson’ın kick ile ritim tutarken Küçükçiftlik Park’ta o ikonik introya girilerek gecenin 2. şarkısı ve aynı zamanda hayranlar arasında marş olarak benimsenen Animal I Have Become, sonrasında So Called Life ve Break ile hiç soluk kaybetmeden devam ettiler. Arada kalabalığın nabzını kontrol eden Matt Walst, 5. şarkıya geçmeden önce “Sıradaki şarkı, hayatın bazen ne kadar sıkıcı, ne kadar sıradan olabileceğiyle ilgili. Sanki aynı “şeyi” tekrar ve tekrar yapıyorsunuz gibi. Tıpkı bir robot gibi. Tıpkı bir makine gibi.” sözlerini kullanarak grubun popüler şarkılarından biri olan I am Machine’e kalabalığın coşkusu eşliğinde başlanıldı. Şarkının sonunda Matt Walst, giyindiği deri ceketi sahne önüne fırlatması ile beklenmedik bir sürpriz yapmış oldu. Grup, soluksuz bir şekilde Pain , The Mountain ve Kill Me Fast ile akışa kaldıkları yerden devam ettiler. 9. şarkıya geldikleri sırada Adam Gontier sonraki şarkıya bizimle eşlik edin dedikten sonra ayrılık sonrası artık her rock ve metal hayranının aklına kazınmış bir dönemin gençlerinin haykırarak öfke kustuğu şarkının girişi yapıldı: I Hate Everything About You. Herkes şarkıyı hep bir ağızdan kesintisiz söylüyordu. 2000’li yılların gençlik ateşinin ısısı, konser alanında bir anlığına hissedilebilir bir hale gelmişti. I Hate Everything About You sonrası Apologies ve Time of Dying ile konser kaldığı yerden devam etti. Apologies’te ayrıca durmak istiyorum çünkü hayatımın ilk mosh pitini başlatmış bulunmaktaydım. Aynı şekilde bloklar halinde birçok konumda pit başlatılmış, heyecanın ve adrenalinin zirve noktasına bir nevi ulaşılmıştı.

 

Heyecanın doruklarda hissedildiği ve adrenalinin damarlardan pompalandığı dakikaların ardından ortam biraz daha yumuşamış, bir anda sakin ve huzurlu bir akşam temasına geçilmişti. Adam Gontier, kalabalığın nazını yoklaması ardından grup üyelerini tanıtmaya, ve kısaca Three Days Grace’in kronolojik hikayesine değinmeye başladı. Buranın altını çizecek olursam, Adam Gontier gruptan ayrıldığını vurguladıktan sonra kalabalık tarafından üzüntüyle karşılanınca Matt Walst şakayla karışık moral amaçlı omuzuna dokunup “Sorun yok, dostum” diyerek teselli etti. Grup daha sonra maziyi anarken, diğer konserlerde olduğu gibi kamp ateşinin etrafında toplanmış gibi sandalyelerin üstüne oturup akustik kısıma geçmiş bulundular. Bu kısımda Don’t Wanna Go Home Tonight , Lost in You, Chalk Outline, Matt Walst’ın bir diğer grubu olan My Darkest Days’ten Porn Star Dancing , The Knack’ten My Sharona ve Lifetime şarkılarını akustik bir şekilde bizlere sergilediler. Özellikle Lifetime başlamadan önce Matt “Kaybettiğiniz birisi varsa sizi görmesi için ışıkları yakın” çağrısı yaparak zipposunu yakarak şarkıya eşlik etti. Akustik kısım sonrasında yine orijinal setupa geri dönen grup, sakin dakikalara inat World So Cold şarkısıyla konserin son kısımlarına tekrar sert bir başlangıç yapmış oldu. Sıradan Just Like You, Mayday , The Good Life, Painkiller ve Never Too Late ile grup listeye devam ederken, Matt Walst’ın konserin sonlarına doğru şarkılara birasıyla eşlik etmesi ve Painkiller sırasında mosh pit ortasında şınav çekilmeye başlanması konserin en ikonik anlarından oldu.

Konserin en unutulmaz anlarından birisi ise, Riot öncesi bizlerden gelen “Riot” tezahüratları sırasında grubun solistleri Adam Gontier ve Matt Walst’ın Türkiye forması giyip, şarkının başladığı an Matt’in Türk bayrağını boynuna pelerin gibi bağlaması oldu. Alanın farklı noktalarında başlatılan mosh pitlerde son şarkıya hunharca eşlik edilmesi ardından, her konser sonrası penaların fırlatılmasıyla ve grubun alkışlar eşliğinden sahneden uğurlanmasıyla akıllara kazınan o efsane konser sona ermiş oldu.

 

Genel olarak Three Days Grace ve Escape the Fate’in bizlere sahne performanslarıyla mükemmel bir deneyim yaşattıklarını söyleyebilirim. Birçok kişi gibi ben de aynı gün metal gruplar arasında hatrı sayılır bir yere sahip olan Trivium’un da sahne alması oldu. İki büyük grubun aynı gün sahne alması, ne kadar hayran kitlesini ikiye bölmüş olsa da, Three Days Grace konserinin biletleri konsere yakın tarihlerde tükenmesiyle konser alanı maksimum kapasitede kişi ağırlamış oldu. Ek olarak Trivium da Three Days Grace te Türkiye’den ve konserden memnun kaldıklarını tekrar tekrar dile getirdi.( Konser sonlarına doğru Matt Walst “Türkiye’ye her yıl gelmeliyiz” ifadesi bunu destekler nitelikte…) Umarım özellikle farklı tarihlerde olmak üzere bu iki büyük grubu tekrardan Türkiye’de ağırlama ve şarkılarını dinleme şansını yakalarız.

 

Escape the Fate Konser Setlisti:

– Ungrateful

– Deja Vu

– Gorgeous Nightmare

– 10 Miles Wide

– Broken Heart

– Idle Potential

– Low

– You Are So Beautiful

– This War is Ours(The Guillotine II)

-Last Goodbye(Grubun henüz yayınlanmayan şarkısı, setlist.fm’de şarkının nakaratı baz alınarak adlandırılmıştır)

– One for the Money

 

Three Days Grace Konser Setlisti:

– It’s All Over(Intro) – Dominate

– Animal I Have Become

– So Called Life

– Break

– I Am Machine

– Pain

– The Mountain

– Kill Me Fast

– I Hate Everything About You

– Apologies

– Time of Dying

– Don’t Wanna Go Home Tonight

– Lost in You

– Chalk Outline

– Porn Star Dancing( My Darkest Days )

– My Sharona( The Knack )

– Lifetime

– World So Cold

– Just Like You

– Mayday

– The Good Life

– Painkiller

– Never Too Late

– Riot

 

Konser fotoğrafları için Eva Shield ve Temoçin’e teşekkür ederiz.

 

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”