“İlk önce medeniyetin çöküşü geldi: anarşi, soykırım, açlık. Sonra, her şey daha kötü olamaz gibi görünürken, veba geldi. Yaşayan Ölüm, kısa sürede tüm gezegeni pençesine aldı”.
Bu cümleleri duyduğumuz tekinsiz bir ses, agresiflik tonunu yükselterek tamamlıyordu konuşmasını:
“Ölümü seviyorum! Sefaleti seviyorum! Ben bu dünyayı seviyorum!”
Bu, 1989 yapımı ‘dünyanın sonu’ temalı bir filmin giriş repliğiydi. Albert Pyun yönetmenliğindeki Cyborg filminden söz ediyorum. Çocukluk dönemime denk gelen bu filmin, sahip olduğu genel tema da dahil olmak üzere heavy metal ile yoğun parallelikler barındırdığını zaten düşünüyordum. Yazının devamında bahsedeceğim filmin Director’s Cut versiyonundan haberdar olduktan sonra, bu hissime sebep olan paralleliklerin tesadüf değil, bilinçli bir tercih olduğundan artık eminim.
Enstrüman Kataloğu Gibi Karakter İsimleri
Bu paralelliklerin başında kuşkusuz ki karakter isimleri geliyor; Gibson Rickenbacker, Fender Tremolo, Marshall Strat, Nady Simmons, Pearl Prophet… Görüldüğü üzere karakter isimleri bir enstrüman ve/veya ekipman kataloğunu andırıyor. Burada iyi-kötü çatışmasına ilişkin bilinçli bir karakter adı tercihi olduğuna işaret edecek bir anekdota rastlamadım. Ancak iyi adamımızın Gibson (Jean-Claude Van Damme), kötü adamımızın ise Fender (Vincent Klyn) oluşu, iki büyük markanın takipçileri açısından malzeme oluşturmaya fazlasıyla teşne… İyi ve kötüden bağımsız olarak isim tercihleri, yönetmen ve senarist Albert Pyun’un kişisel merakıyla açıklanıyor. Bu doğru ancak mesele bununla sınırlı değil. Bu isimlere filmin metal türüyle diğer parallelikleri pekiştiren başat bir unsur; kurulan dünyayı yaratan temel araçlar gözüyle bakmak bence mümkün. Pyun, karakterlerini ironik şekilde birer ‘enstrüman’ olarak kullanarak ‘heavy metal’ bir yapı kurmanın yoluna gitmiş diyebiliriz.

(Gibson Rickenbacker)
Vincent Klyn’ın canlandırdığı Fender Tremolo’nun yüzü, korku filmi karakteri olmaya müsait ayrıntılar ve ifadeler barındırıyor. Karakterin ses tonuysa, Joey DeMaio’nun (Manowar) zaman zaman efekt kullanarak kalınlaştırdığı sesinin -özellikle Gods of War albümündeki örneklerin- neredeyse aynısı. Fender’in abartılı postürü de Joey DeMaio’nun sergilediği imajın karikatürize hali gibi düşünülebilir. Burada kasıtlı bir benzerlik olduğunu iddia etmediğimi belirtmeliyim elbette.

Görsel Estetik ve Sahne Personası
Cyborg’daki genel kötü karakter estetiği, klasik bir anlatı tasarımından çok 80’lerin metal sahnesinde varlık gösteren görsel bir dilden de besleniyor sanki. Bu karakter imajlarının, yalnızca fiziksel bir tehdit değil, metal estetiğinde sıkça rastlanan abartılı, epik ve karanlık bir “sahne personası” da taşıdığını düşündürüyor. Fender Tremolo liderliğindeki korsanların genel görünümü ve dünyaya getirdikleri yıkım; Venom’un erken dönem karanlık ve ‘evil’ imajı; Manowar’ın maskülen, kaslı savaşçı görselleri ve yine W.A.S.P.’ın genel görünümü aynı düzlemde buluşuyor aslında. Bu görsel estetiğin, yalnızca distopik dünya sonu temasına uygun bir yapı değil, bir tür metal estetiğinin sinemasal bir izdüşüm girişimi olduğu söylenebilir.

(Manowarrior)
Albert Pyun’un yarattığı dünyadaki karakterlerin yalnızca isimleri ve görünüşleri değil sesleri de metal türünün içinde zaman zaman barındırdığı karanlığın ve vahşetin estetiğini yansıtıyor. Uzun saçlı erkek savaşçıların, kadınlar da dahil olmak üzere dövüş sahnelerinde brutal ya da scream vokalleri andıran haykırışların, bileklik, zincir gibi aksesuarlarla tamamlanan kıyafet seçimlerinin her biri, heavy metal dünyasına uygun bir görüntü oluşturuyor. Filmdeki fiziksel ve psikolojik şiddet dozunun yüksek seyri de metal tarihinde sınırları bu yönde zorlayan örneklerle benzer şekilde karşımıza çıkıyor.
Müziğin Rolü Açığa Çıkıyor: Director’s Cut / Slinger
Filmin yıllar sonra ortaya çıkan Director’s Cut versiyonu Slinger’la anlaşıldı ki; filmin metal dünyasına paralelliği karakter isimlerinin ve distopik vaziyetlerin tesadüf olasılığıyla sınırlı değil. Pyun bu versiyonda heavy metali işitsel olarak da devreye almış. Bu versiyonda New York’un yıkılmış halini uzaktan gördüğümüz başlangıç sahnesinde giren çıplak bir elektro gitar solo, içine girilecek dünyanın vahşetinin işaretçisi gibi. Filmde konuşmalar oldukça azaltılarak müziğe; özellikle rock-metal etkileşimli bir müziğe daha fazla yer verilmiş.
Aslında bu filmin ilk kurgusudur ve yapımcılar ile test amaçlı izleyenler sonuçtan hiç hoşnut olmamışlardır. Bu yüzden 1989’da gösterime giren hali için yeniden kurgulama yoluna gidilmiştir. Slinger kimi zaman bir metal operası girişimi olarak değerlendirilse de arzu edilen sonucun -prodüksiyon sorunları sebebiyle- bunun uzağında olduğunu da söylemek gerek. Bu sorunlar filmin ilk sinema versiyonunda da peşine düşülen estetiğin kalite düzeyinde kendini gösteriyordu. Devamlılık, kurgu ve montaj hataları; hem sinema versiyonu için yeniden ele alınırken atılan sahnelerle hem de nihayetinde bütçeye gelip dayanan filmin çekim hikayesiyle gerekçelendirilebilir.

Büyük Projelerin Enkazından Yeniden Doğuş
Mali sorunlar yaşayan Cannon Films’in elinde toparlanma umudu olan iki proje vardı. Biri Spiderman; bir diğeri ise Master Of Universe (şu bildiğimiz He-man) devam filmi projesiydi. Cannon Films son gücüyle yaptığı hazırlık gereği bu işlere 2 milyon dolar harcamıştı ki, Marvel ve Mattel anlaşmalarını geri çekti. Her iki filmi de çekeceği öngörülen Albert Pyun, Cannon Films’e yapılan harcamanın boşa gitmemesi adına, kurulmuş setleri ve kostümleri değerlendirebileceği bir teklif sundu. Harcadığı paranın boşa gitmesini istemeyen şirket bunu kabul edince Pyun bir hafta sonu sürede “Cyborg” olarak duyurulacak “Slinger” filmini yazdı. Pyun’un projenin grenli siyah beyaz olması fikri Cannon Films’den onay alamadı. Şirket, iptal olan projelere yaptığı yatırımı kurtarmak adına seyirciyi çekme potansiyelini riske etmek istemiyordu.
Film nihayet düşük bütçesinin getirdiği tüm sorunları da üzerine alarak 23 günde çekildi. Projeye ayrılan 500 bin dolarlık bütçenin geriye dönüşüyse 10,2 milyon dolar oldu. Olumsuz ve bir yerde haklı eleştirilere rağmen Cyborg, gişede başarı sağlamış, video mağazalarının aranan filmlerinden olmayı başarmıştı. Cannon Group iptal edilen büyük projeleri için yaptığı harcamayı da böylelikle kurtarmış, üzerine bir miktar para bile kazanmıştı.
Prodüksiyon Kusurları ve Kirli Sound Kardeşliği
Filmde, bahsettiğim sebeplerle devamlılık hataları, kimi kirli görüntüler, tuhaf montajlar gözlense de içine çeken belirgin karakteristik bir havaya sahip olması sebebiyle kendi hayran kitlesini yarattığı söylenebilir. Tıpkı ilk dönem heavy metal albümleri gibi…
Örneğin Megadeth’in ilk albümü Killing Is My Business…and Business Is Good! Plak şirketinden alınan paranın alkol ve bağımlılık yapan kimi yasaklı maddelere harcanması sonrası albümü ceplerinden yapmak zorunda kalmış olmaları sonucu prodüksiyon olarak kötü ama netice olarak etkili bir iş ortaya çıkmamış mıydı? Sonra Into Glory Ride benzer prodüksiyon sorunları sebebiyle oldukça kirli bir sounda sahip olsa da Manowar’un önemli hitlerini barındırır mesela. Venom / Welcome to Hell, Bathory / Bathory gibi pek çok albüm, duyum kalitesi anlamında geri olarak değerlendirilebilirse de etkileri ve önemleri itibariyle, bu sorunlardan dahi keyif almayı beceren hayranlar yaratmayı başararak metal tarihindeki yerlerini aldı.
Albert Pyun’un, metal müzikte kullanılan marka ve ekipman adlarına birer enstrüman gibi yer verdiği karakterlerle inşa ettiği bu film, peşine düştüğü estetik arayışı kusursuz biçimde gerçekleştiremese de yönünü açıkça belli ediyor. Pyun’un ne ölçüde tatmin olduğu bilinmez; ancak Cyborg, tıpkı erken dönem heavy metal örnekleri gibi, kusurlara takılmak yerine onlarla birlikte var olarak yaratmak istediği şeyin kokusunu ilgilisine ulaştırmayı başarmıştır.

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”



