BJÖRK, TRUMP ve GRÖNLAND
ABD Başkanı Donald Trump’ın her bir adımı ve söylemi salt ABD’de değil dünya genelinde şaşkınlıkla karşılanıyor. Venezuela’ya askeri operasyon düzenleyip devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırmasının ve Amerikan mahkemelerinde yargılanmalarının şoku henüz atlatılamamışken Grönland’ın ABD’nin sınırlarına dahil edilmesi gerektiğini diğer bir ifadeyle Grönland’ı ilhak edebileceğini ileri sürüyor. Trump, Grönland’de Amerikan egemenliğinin kuvvet kullanma dahil her türlü yöntemle gerçekleşebileceği tehdidinde bulunuyor. Sınırların dokunulmazlığı, toprak bütünlüğü ve self-determinasyon hakkı gibi uluslararası hukukun başat ilkelerini ve İkinci Dünya Savaşı sonu ile oluşan uluslararası sistemi kolaylıkla hiçe sayabiliyor.
Uluslararası hukukun, ahlakın, etik normların pervasızca ve hiç olmadığı kadar ihlal edildiği bu günlerde Trump’a ve yönetimine ABD içinden ve dışından tepki ve eleştiri geliyor. Fakat Grönland’e dair Trump’ın söylem ve politikalarını diğer Amerikan politikalarından farklı tutmak gerekiyor. Çünkü Grönland’ın siyasi geleceğine dair farklı bir yorum bu sefer siyaset dünyasından değil; müzik camiasından geldi. İzlandalı olan Björk, kendi halkının tarihinden de hareketle Grönland’ı bağımsızlığını ilan etmeyi çağırdı ve bu uğurda Grönlandlileri desteklediğini ifade etti. Instagram üzerinden yaptığı açıklamasında İzlanda’nın Danimarka egemenliği altındaki tarihine göndermede bulundu. 1944’te Danimarka’dan bağımsızlığın ilan edildiğini hatırlatan Björk, ilgili açıklamasında yerel dilin kullanılmaması/kullanılamaması dahil asimilasyona yönelik unsurlara değindi. Yayılmacılığın, sömürgeciliğim toplum üzerindeki etkisini gösterirken Björk, kendi ülkesi ile ilgili deneyimlerine ışık tutuyor.

(Björk Grönland konusunda sesini yükseltmekten çekinmiyor.)
Björk, Grönland üzerinde ne Amerikan ne de Danimarka egemenliğinin kabul edileceğini, tek çözümün Grönland’ın bağımsızlığını ilan etmesi olduğunu söylüyor. Danimarkalıların Grönlandlileri ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğünü de iddia ediyor. Çocukların ailelerinden koparılması gibi tartışmalı politikaların izlenmeye devam ettiğini kaydeden Björk, bu tablonun ise Danimarka sömürgesinin yerine Amerikan sömürgesinin seçilmesiyle çözülemeyeceğini öne sürüyor.
Bugünlerde Björk’ün söz konusu söylemi aşırı, hatta Trump’ın yayılmacılığını destekleyen ya da olağan bir çağrı olarak nitelendirilebilirken diğer yandan da siyasetle müzik ilişkisini bir kez daha ortaya seriyor. Björk’ün Grönland’e bağımsızlık çağrısı özellikle self-determinasyonun diğer ifadeyle halkların kendi kaderlerini tayin hakkının siyasi yönünün yanında insani yönünü bir kez daha ortaya çıkarıyor. Fakat, Björk’ün Grönland’e yönelik yaptığı ilk bağımsızlık çağrısının olmadığını da eklemek gerek. Söz konusu çağrıyı çalışmalarına yansıtan bir isim Björk. Örneğin 2007 tarihli “Volta” albümünde Grönland’e bağımsızlık çağrısında bulunduğu yorumları da yapılan “Declare Independence” şarkısı var. Tarihsel adaletsizliğin son bulmasına yönelik bir şarkı aynı zamanda.
Haliyle Björk, siyasi tavrı olan bir isim. İsrail’in Gazze saldırılarını da protesto etmek için şarkılarını İsrailli dijital platformlarından kaldırmıştı. Ülkesi İzlanda kapsamında da siyasi bir aktivist olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin izolasyonist tutum izleyeceğini düşündüren Trump, bunun tam tersi bir tavır takınıyor ve İran da dahil çeşitli bölgelere ABD’nin saldırabileceğini söylüyor. Amerikan yayılmacılığının ve emperyalizminin hukuk tanımadığı bu son örnekler özellikle de Grönland, 19. yy emperyalizmini hatırlatıyor. Grönland, 2006’tan beri Danimarka Krallığı’na bağlı olup özerk bir yapıya sahip. Dış ilişkiler ve savunma alanlarında Danimarka’ya bağlı.
(Dünyanın gözü buzlar ülkesi Grönland’da)
Sonuç olarak, statükonun ABD tarafından uluslararası hukuku, normları hiçe sayarak ve bizzat kuvvet kullanarak sarsılmaya çalışıldığı bu dönemde Björk, ilgili sürecin salt bir başlığına – Grönland’e – değinerek siyasi bir söylemde bulunuyor. Kendini İzlanda iç politikası kapsamında siyasi aktivist olarak nitelendiren Björk’ün tavrı aslında kimliği düşünülünce olağan olarak nitelendirilebilir. İzlanda’nın jeotermal enerjisinin Kanada şirketi tarafından işletilmesi girişimine de karşı çıkmış; bu önemli kaynağın kamu tarafından işletilmesi çağrısında bulunmuştu. Yolsuzluğa muhalefetini dile getiren Björk, ilgili andlaşmaya söz konusu sebepten de karşı çıkmıştı. Ayrıca İzlanda’nın bu önemli kaynağının farklı bir şekilde kullnılarak doğa ve teknoloji arasında yeni bir ilişki kurabileceğini de öne sürmüştü. 2010’lu yılların ikinci yarsında Trump’in ilk dönem başkanlığına da karşı çıktığını hatırlatmakta fayda bulunuyor. Ayrıca çevre bilincinin, çevresel farkındalığın artmasına yönelik söylem ve faaliyetleri de Björk’ün siyasi tavrı, retoriğini gösteriyor. Diğer taraftan doğrudan Grönland’e bağımsızlık ilan etmesi çağrısında bulunması aktif bir tutum almasından dolayı da şaşkınlıkla karşılanabiliyor; aslında Björk’ün self-determinasyon hakkını en azından Grönland örneğinde Danimarka’dan ayrılıp bağımsız devlet kurmakla eş değer tuttuğunu gösteriyor. Haliyle Kopenhag’ın da tepkisini çekebiliyor. Örneğin Kopenhag’daki bir müzik dükkanı artık Björk’ün eserlerini satmayacağını açıkladı.
(Björk de müzik dükkanının kararını çok takmıştır! Eminiz)
21 Ocak 2026 tarihinde İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen World Economic Forum (WEF) toplantısı, daha çok bilinen adıyla Davos Zirvesi’ne katılan Donald Trump, Grönland konusunda NATO ile bir “çerçeve anlaşma”ya varıldığını açıkladı. Küresel elitlerin buluşma noktası Davos’tan çıkan anlaşmanın kapsamı gizemini koruyor.

(Grönland’da huzur özlenecek mi? Hep birlikte göreceğiz.)
©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”



