Şiir, Öfke ve Umut : Patti Smith Quartet İstanbul Konseri

Yaklaşık 10 bin dinleyicinin birkaç saatliğine kendi kişisel sorunlarından, hayatın karmaşasından ve dünyanın ağırlığından uzaklaşıp yaşama dair yeniden umut dolduğu, iyileşmeye dair birbirine tutunduğu bir konser: Patti Smith Quartet.

Tarihler 17 Mayıs 2026’yı gösterirken yolumuz Bonus Parkorman’ın yemyeşil sahnesine düşmüş, aylar öncesinden biriktirdiğimiz heyecanla konser için önceden hazırladığımız, Patti’ye yakışacağını düşündüğümüz kıyafetlerimizi giymiştik.

Sağanak yağmur yeni dinmişti. Tepemizde, günü daha da özel kılmak istermişçesine bir gökkuşağı belirmiş, hava ise olabilecek en tatlı hâliyle esmeye başlamıştı.

Bu zamana kadar kendisi hakkında pek çok yazı yazdım. Kitaplarını tekrar tekrar, neredeyse hatim edercesine okudum. Şarkılarını, röportajlarını ezberledim.

Kendisini en son yaklaşık 10 yıl önce ülkemizde ağırlamıştık ve dürüst olmak gerekirse, hayatım boyunca onu canlı dinleme fırsatı bulabileceğimi düşünmemiştim. Dolayısıyla bu konser, sanki senelerdir tanıdığım, büyürken elimden tutmuş bir hayaletle nihayet aynı odada bulunup aynı cümleleri haykırmak gibiydi ve bu yüzden hakkında objektif bir konser incelemesi yapmam pek mümkün değil.

Patti Smith Quartet; bas ve klavyede Tony Shanahan, davulda Seb Rochford ve gitarda Jackson Smith’ten oluşuyordu ve şehrin kaotik ağırlığından uzak, ağaçların arasına kurulmuş Bonus Parkorman sahnesi Patti Smith için neredeyse fazla doğru bir atmosfer yaratıyordu.

Hava hâlâ aydınlıkken, çimenlere uzanmış dinleyicileri Patti Smith kadar köklü bir grup olan New Model Army karşıladı. Grubun punk rock ve folk-punk ruhu, dinleyicinin enerjisiyle birleşince konser alanı Patti Smith daha sahneye çıkmadan başka bir zamana dönüşmüş gibiydi.

Dinleyicilerin kolektif olarak 70’ler esintili kıyafetlerle gelmiş olması da alanı görsel olarak fazlasıyla doyurucu hâle getiriyordu.

Saatler 21.00’i gösterdiğinde beklenen an gelmişti.

 

 

Patti Smith ve grubu, dinleyicilerin coşkulu çığlıkları arasında mütevazı selamlarını vererek sahneye adımlarını attı ve gece Dancing Barefoot ile başladı.

Bu güçlü başlangıçla birlikte nesiller arasında dolaşan bir coşkuya şahit oldum. Bunun en güzel örneği de benim bir üst neslim olan annem ve ilk konserini deneyimleyen küçük kız kardeşimle aynı şarkıyı aynı heyecanla söylüyor olmamdı.

Dancing Barefoot’u, Patti’nin diskografisinin bambaşka dönemlerinden gelen Ghost Dance, Summer Cannibals ve setlistte gördüğüm için bir hayli mutlu olduğum Revenge takip etti.

5. şarkının ardından konser benim için tamamen başka bir yere evrildi.

Patti Smith sahnede Jim Morrison’dan bahsetmeye başladığı anda gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü Jim Morrison da Patti Smith gibi, sanat anlayışımı, dünyaya bakışımı ve müzikle kurduğum bağı tamamen şekillendirmiş, tüm zamanların en sevdiğim sanatçılarından biri.

“A Little Jim Morrison Section” diyerek başladığı bölümde The Doors’un The Crystal Ship parçasını dinlediğimiz sırada gözyaşlarımın tamamını tüketmiştim bile. Çünkü hayatım boyunca bana en çok ilham veren sanatçılardan birinin sahnede, bir diğer en sevdiğim sanatçının şarkısını söylediğini izliyordum.

 

Ardından Patti’nin, Morrison’ın ölümünden sonra onu rüyasında gördükten sonra yazdığı Break It Up geldi ve sanki Morrison’ın hayaleti, Patti’nin şiirsel anlatısı ve gecenin neredeyse törensel atmosferi birbirine karışmıştı. Müziğin zamanı gerçekten bükebildiğine inandığım nadir anlardan biriydi bu.

“Break It Up”ın ardından Fireflies ile biraz nefes alıp bu sakinliğe fazla alışamadan Pissing in a River’a geçtik.

“Pissing in a River” boyunca Patti’nin sesi bazen sertleşti, bazen dağıldı. Sanatındaki güzellik hiçbir zaman kusursuzlukta değil, tam tersine, gerçekliğindeydi.

Patti Smith’in yıllardır en iyi yaptığı şeylerden biri de ölüleri sahnede kısa süreliğine yeniden hayata döndürebilmek. Morrison’a yaptığı atfın ardından, yıllar boyunca büyük bir sevgiyle andığı ve zamanla dostluk da kurduğu George Harrison’ın Isn’t It a Pity parçasını dinledik.

Fakat gecenin asıl coşkusu Peaceable Kingdom öncesinde yaptığı konuşmayla birlikte geldi.

 

İran’dan Filistin’e, Sudan’dan Kongo’ya kadar dünyanın farklı yerlerinde zulüm gören insanlardan bahsederken sesi bir anda daha sert, daha kırılgan ve daha öfkeli bir yere dönüştü. Ve o an, onunla birlikte onu dinleyen herkes bu düzene karşı aynı öfkeyi ve bunu değiştirmeye dair aynı umudu taşıyordu.

Yakalanan bu birliktelik hissi, insanı birbirine daha da bağlayan başka bir kavramla güçlendi: aşk.

İstanbul’u gezerken görüp çok beğendiği iki gelinden bahsetmesinin ardından, sahneyi onunla paylaşan gitarist oğlu Jackson Smith’in babası, Patti Smith’in aşkı Fred Sonic Smith için yazdığı, dinleyicinin de en heyecanla beklediği şarkılardan biri olan Because the Night ile gecenin gerçekten âşıklara ait olduğunu yaklaşık 10 bin kişiyle aynı anda haykırıp, ertesi gün ayaklarımız ağrıyacak hâle gelene kadar dans ettik.

Dans etmeye doyamadığımız bir buçuk saatin sonlarına yaklaşırken, dinleyicilerin düzenli olarak çağrısını yaptığı Gloria‘ya geldi sıra.

Bu şarkı Patti Smith’in kariyerinde çok önemli bir yere sahip. İlk olarak Van Morrison yazımıyla 1964 yılında çıkmış olsa da Patti Smith’in versiyonu düz bir cover’dan çok daha fazlası; şarkıyı yeniden boyutlandırıp bambaşka anlamlar kazandırıyor.

Şarkının açılışındaki o meşhur cümle:
“Jesus died for somebody’s sins, but not mine.”

Patti Smith burada yalnızca dini provoke etmiyor. Bu söz, kişinin kendi hatalarının ve günahlarının sorumluluğunu başkasına yüklemek yerine kendi benliğini ve yaptıklarını sahiplenmesinin manifestosu.

Patti Smith bu parçayla rock sahnesindeki eril yaklaşımı sarsıyor; asi ve androjen tavrıyla kadınların müzikteki yerini yeniden tanımlarken üzerlerindeki suçluluk, günah ve ahlak baskısını da reddediyor.

Bu yüzden “Gloria” yalnızca bir rock şarkısı değil; otoriteyi reddetmek, ahlaki normlarla dalga geçmek, kusurlu ve dürüst olabilmektir.

“Gloria”nın sonuna geldiğimizde, bundan bir süre sonra o anı ne kadar özleyeceğimi fark ettim. Patti Smith ve grubu sahne arkasına yöneldiği sırada dinleyicinin tezahüratıyla birlikte geri dönmek zorunda kaldılar.

Bu an hem mutluluk vericiydi hem de bir şeylerin gerçekten sonuna geldiğimizi hissettirdiği için hüzünlüydü.

Son şarkının ne olduğunu hepimiz biliyorduk.

Patti Smith yeniden mikrofonun başına geçti, “The future is yours” dedi ve ardından People Have the Power başladı.

Bu, konserin kapanışından çok gecenin bütün duygularının tek bir yerde toplandığı bir andı.

“People Have the Power” zaten Patti Smith’in kariyerindeki en politik ve en umutlu şarkılardan biri. Ancak şarkıyı canlı dinlediğinizde mesele yalnızca sözlerden ibaret kalmıyor; bir anlığına herkes birbirine daha yakın, dünya biraz daha yaşanabilir gibi görünmeye başlıyor.

 

Binlerce insanın yüzünde aynı ifade vardı. İnsanlar yalnızca eşlik etmiyor; gerçekten inanarak söylüyordu sözleri.

Patti’de bunun farkında olacak ki, konserin sonunda bu enerjiyi kendisiyle birlikte götüreceğini söyledi bizlere.

Patti Smith yarım asrı aşkın süredir sahnede. Bu 50 yılın içinde şehirler değişti, savaşlar başladı ve bitti, punk doğdu, öldü ve yeniden dirildi, müzik endüstrisi defalarca kabuk değiştirdi. Ama Patti’nin sesi hep aynı yerden geldi.

Konserin sonunda Patti Smith mikrofonu eline aldı, sahnede devleşti ve “You are free” diye haykırarak bizlere olabilecek en güçlü şekilde veda etti.

Aslında kariyerinin başından beri hep aynı şeyi söylüyordu:
Dünyaya karşı duyarsızlaşmayın. Haklarınızı kullanın. Sesinizi kaybetmeyin.

 

 

Setlist:

* Dancing Barefoot
* Ghost Dance
* Summer Cannibals
* Revenge
* The Crystal Ship (The Doors cover)
* Break It Up
* Horses
* Fireflies
* Pissing in a river
* Isn’t It a Pity (George Harrison cover)
* Peaceable Kingdom
* Because the Night
* Gloria: In Excelsis Deo
* People Have the Power

 

(Patti Smith Quarter İstanbul Parkorman konser fotoğrafları için Özgür Elver ve Elif Çiftçi’ye teşekkür ederiz.)

 

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *