Engin müzik okyanusunda zaman zaman şaşırtıcı, heyecan verici ve çok özgün işlerle karşılaşıyoruz: ilk dinlediğimde bünyemde şok etkisi yapıp hayranlık uyandıran Sleep Token, TesseracT, Opeth ve Steven Wilson vb sıradışı grup ve müzisyenlerin işleri gibi. Teenager yıllarımda ilk kez karşılaşıp afalladığım Al Di Meola ve Iron Maiden’ın yaptıkları müzik gibi. Dün gece Zorlu Psm’de ilk Türkiye konserini veren Plini de Spotify çöplüğüne her gün yüklenen yüzbinlerce yeni müzik arasından özgünlüğü, vizyonerliği ve yaratıcılığı ile sıyrılmayı başaran, her anlamda transandantal bir deneyim.
32 yaşındaki Sydney Avusturalyalı Plini, tam adıyla Plini Roessler-Holgate, esasen mimarlık okumuş. Virtüoz gitar tekniğini oluştururken Steve Vai, Joe Satriani, John Petrucci gibi üstadlardan etkilenmiş ancak herhangi resmi, akademik eğitim almamış. Onun, bunun ya da müzik sektörünün dayattığını değil, kendi kafasındaki müziği yapan ve “kutunun dışında” düşünen ve gerçekten müzikte yeni bir pencere açabilen Plini gibi sanatçıları seviyorum (misal Devin Townsend, misal Silent Skies!).

(Plini’nin sahne ve enstrüman hakimiyeti seyircileri büyüledi.)
SALON DOLARKEN
Dün akşam 21:00’de başlayacağı ilan edilmiş olan oturmalı düzende ve Zorlu’nun küçük sahnesinde gerçekleşecek konsere hem sanatçıya hem de dinleyicilere saygılı bir vatandaş olarak zamanında gidip tam 20:30’da koltuğumdaki yerimi aldım. Hemen burada bir parantez açalım ve diyelim ki, hangi entelektüel seviyeden olursa olsun insanımızın bir konser ya da gösteriye vaktinde gitme adabı maalesef yok. Bu neredeyse otuz sene evvel ben öğrenciyken de böyleydi, şimdi de böyle. İster klasik müzik konseri olsun, ister tiyatro, zamanında koltuğumuza yerleşme kültürümüz yok. İllaki salonda üçüncü gong çalacak, ışıklar kararacak ve bir takım insanlar karanlıkta ayaklarınıza basa basa, gösterinin başını kaçırıp konsantrasyonunuzu bozmak pahasına, ite kaka yerlerini bulup oturacaklar! Gösteriye geç kalanların diğer insanları rahatsız etmeyecek şekilde arkalarda buldukları bir yere çökme ya da belki ayakta seyredip , uygun bir anda ya da arada yerine yerleşmesi gibi karşılıklı saygı içeren günler de geride kalmış maalesef. Neyse, biz Plini’ye dönelim.
20:30’da salonda gördüğüm manzara beni ilk başta hayal kırıklığına uğrattı: Plini’yi dinlemeye sadece 20 kişi mi gelmişti? Progresif metalin alıcısı bu kadar mıydı? Tabii ki dakikalar ilerleyince yukarıda yazdığım formata uygun insanımız 21:15’te hala koltuklarına yerleşmek için debelendiğinden, konser 21:30 civarında başladı, ancak konser başlamadan salonun ağzına kadar dolması beni sevindirdi.
![]()
PLINI VE STRANDBERG GİTARI
Plini, 2023 Aralık’ta yayınlanan MIRAGE albümüyle aynı adı taşıyan Mirage Summer Tour 2024 kapsamında çıktığı İstanbul sahnesini “The Red Fox” ile açtı. Eski ve yeni işlerinin akıllıca harmanlandığı bir setlistle bir buçuk saate yaklaşan bir müzik ziyafeti çekti bizlere. Şaşırtıcı, sarsıcı ve karmaşık yapılı özgün müziğine gelmeden önce gitaristliği ile ilgili bir kaç kelam edelim: Plini, konserlerinde ve kayıtlarında Strandberg Plini Edition isimli özel bir “başsız” elektrik gitar kullanıyor.

(Plini’nin kullandığı ‘Strandberg Plini Edition’ isimli özel yapım başsız gitarın en büyük avantajı hafifliği)
Headless gitarların avantajlarından bazıları sahnede daha hafif ve rahat olmaları, müzisyene seyahatlerde kolaylık sağlamaları. Uzun boylu ve kalıplı biri olan Plini, headless gitarıyla rahat etmiş evet, ama elektrik gitarının vücuduna oranı ona biraz ukulele sanatçısı havası vermiş doğrusu. Gitar konusunu bir yana bırakırsak, Plini, bugüne kadar gördüğüm en cool gitar virtüozu olabilir: sahnede olduğunu ve gitarını bir an unutursanız, çalarken sap ve perde bölümüne neredeyse hiç bakmayan, sürekli seyirciyle göz temasında olan Plini’nin yüzündeki son derece rahat ifadeden, yoga mı yapıyor, haşlanmış makarnasını mı süzüyor, yoksa parkta sakin bir yürüyüş mü yapıyor, anlamanız adeta mümkün değil!

(Plini, İstanbul konserinde seyircisiyle göz temasını hiç kaybetmeden güçlü bir bağ yakalamayı da başardı.)
‘MIRAGE’ SUMMER TOUR İÇİN GÖRKEMLİ KAPANIŞ
Gelelim müziğe: öncelikle Mirage Summer Tour’un son ayağı olan İstanbul konserindeki Zorlu sahnesine ve sounduna övgüler yağdırdı Plini (haklı olarak). Kusursuz soundda salonun ebatları sebebiyle sesin dağılmaması kadar, grubun kendi tonmeisterları da etkili oldu. Davulda Chris Allison, gitarda Jake Howsam Lowe ve bas gitarda Simon Groove kadrosunun yüksek müzisyenlikleri ve enerjilerine övgümüzü de eklemeden geçmeyelim.

(Plini ve enerji dolu ekibi)
Öğrencilik yıllarımda metal müziğin yanısıra çok sık ve keyifle dinlediğim ve yeni sanatçılarını keşfettiğim New Age müzikten de bol bol izler var Plini’nin müziğinde. Çok sevdiğim Grammy ödüllü İngiliz smooth jazz/new age grubu Acoustic Alchemy ile müzikal anlamda örtüşen ancak çok daha heavy bir müzik Plini’ninki. Enstrümantal müzik, içinde vokal olmaması sebebiyle daha az dinleyicinin ilgisini çeken ve daha sanatsal olduğu için kulağı eğitimli bir dinleyici kitlesi gerektiren, emek vererek anlaşılıp dinlenebilen bir müzik kanımca. Plini’nin yaptığı müzik her ne kadar progresif metal şemsiyesi altına yerleştirilse de, bence jazz fusion ‘a çok çok daha yakın. Atmosferik yapısıyla gözünüzün önünde sinematografik imgeler uçuşturan, kendinizi birbirini kovalayarak akıp giden jazz cümlelerine kaptırmışken, djent dokunuşlarla “Hop kardeş metal alemindeyiz fazla hülyalara kapılmayalım!” mesajı veren nefis bir müzik onun yaptığı. Geçen yıl ve bu yıl ülkemizden -iyi ki- yolu geçen The Aristocrats, Panzerballet ve Cynic gibi metal müzik ve jazz arasındaki sınırları kaldıran işleri seviyorum.
İlk işlerinden Selenium Forest ’tan Mirage’a kadar Plini’nin müzikal çizgisi değişmemiş ancak gelişip daha da renklenmiş. Metal müziğin yarınını temsil eden ve Oda’mızın favori gruplarından TesseracT ile birlikte turnelere ve festivallere de katılmış Plini: live şovlarda kumaşı birbini bütünleyen grupları dinlemeyi seviyorum. Tıpkı bu yıl ülkemizde dinlediğimiz Bipolar Architecture ve The Ocean gibi. Belki bir gün Türkiye’de de İngiliz TesseracT gibi yenilikçi bir metal grubunu Plini ile birlikte dinleme fırsatı yakalar ve kulaklarımıza bayram ettiririz diye umuyorum.

(Mirage 2023 albüm kapağı– Plini)
SÜRREAL VE FELSEFİ ALBÜM
Plini’nin son albümü Mirage’dan da biraz bahsedip yazımızı nihayete erdirelim: sürrealist ancak çocuksu görünen albüm kapağı ve Spotify visualiserlarındaki kırmızı tilkisiyle bende kış mevsimini, hayalleri ve Antoine de Saint-Exupéry’nin asla bir çocuk kitabı olmayan ve yoğun felsefe içeren başyapıtı Küçük Prens’i ve biraz da çağrıştırdığı uçsuz bucaksız manzara imgeleriyle Paulo Coelho’nun Simyacı’sını hatırlatan MIRAGE, The Red Fox, Still Life ve Five Days of Rain gibi Plini’nin İstanbul konserinde yer verdiği harikaları içeren kompakt ve keyifle dinlenen bir EP. Albüm ismi de içeriğine çok uygun olmuş diye düşünüyorum: biraz hayal, biraz gerçek, çokça serap. Benim Rodgers & Hammerstein şaheseri My Favorite Things’in serbest bir yorumu olarak algıladığım nefis parça Five Days of Rain, yoğun bir mutluluk ve hasret kaldığımız çıtır çıtır bir kar soğuğu esintisi içeriyor kanımca.

(Küçük Prens ve Tilki – Antoine de Saint-Exupéry)
Sonuç olarak Plini’nin sahnesine sıkıştırdığı dozunda espri ve şirinliklerle süslü ilk Türkiye konseri, Bruce Dickinson, Megadeth ve iki Scorpions konseri arasında kalarak fazla ilgi çekmediğine üzüldüğüm nefis Wishbone Ash konseri gibi 2024’ün unutulmazları arasına ismini çoktan yazdırdı bile.
İyi ki müzik var!
©2024@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”



