İzmir’de Elektrik Çarpması: Hayko Cepkin Electric

Hayko Cepkin’i ilk kez 2016 yazında canlı izlemiştim. Tam on yıl sonra, “Electric” turnesinin üçüncü ayağı olarak İzmir’de gerçekleşen konserde onu yeniden sahnede görme şansı buldum. Böylesi devasa prodüksiyonlar İzmir’e pek uğramadığı için bu fırsatı kesinlikle kaçıramazdım. Aslında Hayko; senfonik proje, Kızılordu Korosu‘yla ya da tiyatro oyunlarıyla İzmir’de sık sık sahne yapıyordu. Ancak bir metalci olarak bol gitarlı ve gümbür gümbür davullu bir rock konserinde ter atmak asıl tercihimdi.

Konser alanı olan İzmir Tarihi Havagazı Fabrikası’na vardığımda kitledeki yaş ortalaması beni epey şaşırttı. Otuz yaş üzerini “orta yaş” kabul edersek, orta ve üstü yaş grubu yok denecek kadar azdı. Yirmili yaşlardaki, hatta çok daha genç dinleyicilerin baskınlığı ise muazzamdı. Buna şaşırmamın asıl nedeni, bu gençlerin; Hayko’nun kliplerinin televizyonlarda sürekli döndüğü, Okan Bayülgen programlarına çıkıp tüm toplumda tartışıldığı o popüler dönemlere hiç şahitlik etmemiş olmalarıydı.
Hayko’nun müzik piyasasına bomba gibi düştüğü yıllar, “s.tanizm tehlikesi” manşetlerinin hemen ertesine denk geliyordu. Bu yüzden saçı, sakalı, marjinal tarzı, klipleri ve sıra dışı canlı performanslarıyla o dönem toplumun belli bir kesimi için adeta “korkulan” bir profildi. Haliyle müziğini dinlemeyenler bile onu çok iyi biliyordu. Fakat bence Hayko’yu asıl büyük yapan şey; etnik kimliği, taviz vermediği tarzı ve müziğiyle kendini bu topluma saygıyla kabul ettirebilmiş olmasıdır. Dönemler, trendler değişse de Hayko’nun bugünün gençlerini de aynı güçlü bağla yakalayabildiğini görmek son derece etkileyiciydi.


Sahne tasarımı kelimenin tam anlamıyla görkemliydi. Arkada devasa bir ekran, dört bir yanı saran duman makineleri, sahnenin derinliklerine kadar uzanan kusursuz bir ışık ve lazer sistemi, en önde ise şovu ateşleyen dev alev makineleri yer alıyordu.
Eylül akşamının o hafif serin havası konser keyfini iyice katladı. Ancak başlangıç saati 21.00 olarak duyurulmasına rağmen, saat tam 21.00’i gösterdiğinde fazladan bir 15 dakikalık geri sayımın başlatılması pek hoş olmadı. Bu kadar büyük emek ve disiplinle hazırlanan bir şovun, organizasyon ayağında da aynı dakikliği hak ettiğini düşünüyorum. Derken, son hazırlıklar sırasında davul kontrolü için atılan ilk ‘kick’ ile birlikte subwooferların devreye girmesi alanda adeta bir şok dalgası yarattı. Bu sarsıcı sesi duyan dinleyiciler önce şaşkınlıkla kıkırdadı, ardından bu ufak çaplı şoku “Nereye geldik lan biz?” esprileriyle karşıladı.


İşin açıkçası, böylesi dev bir sahnede ön grup olarak yerli bir grubu daha izlemeyi çok isterdim. Hayko, dünya standartlarında global bir iş çıkarıyor evet ve ülkemizde bu çıtaya yaklaşabilecek potansiyelde harika yerli gruplarımız var. Bu kadar yetenekli müzisyenlerin sadece bar sahnelerine sıkışıp kaldığını görmek gerçekten üzücü. Böylesi büyük ve donanımlı sahneleri paylaşmaları rock/metal kültürünün genel dinleyiciye ulaşmasına müthiş bir katkı sağlardı. Tabii bu sadece bir dinleyicinin temennisi; arka planda organizasyon süreci bambaşka bir konu.
Genel alanda akustik nasıldı emin değilim ama sahne önünde ses öylesine yoğundu ki sanki tüm o frekanslar dış kulağımda bir izdiham yaratıyor, orta kulağıma sızmakta zorlanıyordu. Bas gitardaki ritim değişimlerini ve davulun vuruşlarını adeta bütün hücrelerimde; pantolonumda, göğüs kafesimde, hatta burun deliklerimde titreşim olarak hissediyordum. Her kick vuruşunda burnumun yan duvarlarının içeri doğru itildiğini, nefes alışverişimin bile müziğin şiddetiyle daraldığını hissettim.


Konserin ilk parçasından son anına kadar soundun içindeki o yoğun elektronik doku hiç kaybolmadı. Sahnede çok ciddi prova ve yüksek müzikalite gerektiren, son derece kompleks bir yapı vardı. Kendi deneyimlerimden ve izlediğim diğer performanslardan çok iyi biliyorum ki “altyapının imanı yoktur”. Kusursuz zamanlamayı ve temiz icrayı yüceltirken, en ufak bir ritim kaçırmada hatayı projektör gibi yansıtır ve müziğin bütün büyüsünü anında bozar. Normal şartlarda, tamamen canlı çalınan bir performansta grup üyeleri birbirlerinin hatalarını sahnede tolere edebilir; ancak bu konseri asıl başyapıt kılan şey; müzik, ışıklar, arka plandaki görseller ve sahne efektlerinin milisaniyelik bir senkronizasyonla kusursuz bir “zamanlama harikası” sunmasıydı. Üstelik şarkıların ritmik yapıları ve sound tasarımları orijinal albüm kayıtlarından bambaşka, çok daha görkemli bir boyuta taşınmıştı.


Şov müthiş bir enerjiyle başlasa da konserin ortalarına doğru dinleyici etkileşiminden çok; dansların, ışığın ve büyüleyici görselliğin insanı içine çektiği, daha teatral bir aşamaya geçildi. İşte tam o anlarda gerçeklikle bağımın koptuğunu hissettim. Ortada sadece o devasa sahne ve ben vardım. Etrafımdaki tüm kalabalık silinmiş; Hayko, gitar, davul, bas ve dansçılarla baş başa kalmışım gibiydi. Hani kulaklığınızı takıp yürümeye başlarsınız da zaman ve mekan algınızı tamamen yitirip kilometrelerce yürüdüğünüzü sonradan fark edersiniz ya… Tam olarak öyle bir trans haliydi. Kendime geldiğimde; psikozlar, aşk, çocuk istismarı, Madımak Katliamı ve tüyleri diken diken eden Atatürk anması gibi birbiri ardına sıralanan derin temalar, bir su gibi akıp gitmişti.
Alanda tanıştığım gurbetçi bir dinleyici, Hayko’yu Almanya’da da sahnede izlediğini ancak kapalı mekan olduğu için şovun ister istemez eksik kaldığını; buradaki açık hava performansının ise katbekat üstün olduğunu belirtti. Bu yorum bende şu soruyu uyandırdı: Hayko gibi isimlerin veya potansiyeli çok yüksek diğer gruplarımızın, dünya çapında markalara dönüşecek bütçeleri ve fırsatları bulamamasının asıl sebebi nedir? Acaba dünyada ekonomik, askeri ve kültürel bir hegemonya kuramamış olmamız mı, yoksa Türkiye’deki müzik endüstrisinin o büyük global vizyona bir türlü erişememesi mi? Bu düğümü henüz kendi içimde de çözebilmiş değilim.
Açıkçası, ülkemize gelen dünyaca ünlü pek çok ismin sahnesinde bile bu derece bir özen ve titizlik göremiyoruz. Kendi dilimizde, kendi kültürel kodlarımızla böylesine güçlü bir duygusal bağ kurabildiğimiz, dünya standartlarında bir iş ortaya koyduğu için Hayko Cepkin’e milletçe kocaman bir teşekkür borçluyuz. Eğer “daha iyisi yapılana kadar en iyisi buysa“, 2027 yılı için sinyalini verdiği kariyer değişiminden sonra umarım bizi gitarsız, davulsuz ve devasa sahne şovlarından mahrum bırakmaz.

 

 

Hayko Cepkin Electric fotoğrafları için fotoğraf sanatçısı Cüneyt Özer’e @cumendes teşekkür ederiz.

 

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”