Arkadaşlar merhaba, ben Gökhan Pislickkedi. Bu, Metal Oda’daki ilk yazım olacak. Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse; Pislickkedi projemde ve Bulutsuzluk Özlemi grubunun kurucularından Sina Koloğlu abimizin projelerinde gitar çalıyor, aynı zamanda gitar eğitmenliği yapıyorum. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümü mezunuyum.
Bugün; kendi gitar çalım tekniklerimde, stilimde ve bestelerimde en büyük ilham kaynaklarımdan biri olan Zakk Wylde hakkında yazmak istedim.
Ozzy Osbourne’un solo kariyeri boyunca birlikte çalıştığı gitaristler, heavy metal tarihinin en önemli hikâyelerinden birini oluşturuyor. Özellikle Randy Rhoads’un trajik ölümü sonrası yaşanan süreç, yalnızca “iyi gitarist arayışı” değil; aynı zamanda karakter, iş ahlakı ve sahne kimliği arayışına dönüşmüş. Sizlerin de takip ettiği üzere Rock N Roll camiası müzisyenleri’nin çoğu ziyadesiyle kırık adamlar.
Randy Rhoads, Ozzy’nin solo kariyerini yeniden inşa eden isimdi. “Blizzard of Ozz” ve “Diary of a Madman” albümlerindeki yenilikçi yaklaşımıyla yalnızca dönemin değil, tüm zamanların en efsane metal gitaristlerinden biri hâline geldi. Ancak 1982’de yaşanan uçak kazası sonrası Ozzy büyük bir boşluğun içinde kaldı.
Randy’nin ölümünün ardından ilk olarak çok kısa süreliğine Bernie Torme devreye girdi. Daha sonra Brad Gillis turneyi tamamladı. Fakat Ozzy’nin aradığı kişi yalnızca teknik olarak güçlü bir gitarist değildi. Asıl mesele, Randy sonrası dönemde Ozzy’nin solo kariyerine tekrar yeni bir kimlik kazandıracak gitaristi bulmaktı.
Bu süreçte adı geçen gitaristler arasında Marty Friedman, Jennifer Batton, BucketHead, Nuno Bettencourt gibi isimler ve hatta bir söylentiye göre Dave Mustaine bile varmış. Metal dünyasında yıllardır konuşulan ve döneme şahitlik eden isimlerden duyulan hikayelere göre Mustaine’in Ozzy ile temas kurduğu ve seçmelere katıldığı rivayet edilmekte. Ancak Ozzy ve menajeri Sharon Osbourne’un aradığı profil yalnızca sıkı bir gitarist değildi. O dönem zaten her köşe çok sıkı gitaristler ile kaynıyordu.

Ozzy, “rol çalmayacak, işini yapacak, kafasını şişirmeden müziğine katkıda bulunacak” bir gitarist arıyordu.
Yani sahnede yıldız olabilir, harika çalabilir, harika kayıtlar yapabilirdi, fakat grubun merkezindeki figürün Ozzy olduğu unutulmamalıydı, uyarmakla, didişmekle vakit harcamak istemiyordu. Bu nedenle çok büyük ego taşıyan, kontrol edilmesi zor, çatlak ya da sürekli ön plana çıkmaya çalışan isimleri direkt olarak elemiş.
Sonunda tercihi Jake E. Lee oldu. Jake’in avantajı, Randy Rhoads’un birebir kopyası olmaya çalışmamasıydı. Blues ve Hard Rock kökenli, agresif ama melodik tarzı Ozzy’ye yeni bir yön verdi. “Bark at the Moon” dönemi bugün hala Ozzy’nin en güçlü gitar melodilerini barındırıyor. Bu arada George Lynch de seçmelerde varmış ve Ozzy ile çalışma konusunda çok da ısrarcı olmuş…
Ozzy Jake E Lee ile uzun bir süreç geçirdikten sonra yenilik arayışı ağır basıyor, sizler de biliyorsunuz ki 1980’lerin sonuna gelindiğinde metal müziğin yapısı değişmeye başlıyor, daha yalın daha vurucu riffler, daha ağır kanlı karakterler ön plana çıkmaya başlıyor. İşte tam bu dönemde sahneye Zakk Wylde sahneye çıkıyor.

Zakk Wylde’ın gitar stilini özel yapan en önemli unsur, agresif metal müzik tekniklerini blues ve country müzik karakteriyle birleştirebilmesidir. Özellikle güçlü vibrato kullanımı, sert pena atakları ve kendine has patlayıcı “pinch harmonic” tekniği onun imzası haline gelmiştir. Alt yapının tüm iskeletini oluşturan Riff yaklaşımı ise tam manası ile 80 sonu 90 başı yeni dönem müziğini anlatıyor, aranılan herşeyi içinde barındırıyordu.
Zakk’ın sağ el tekniği oldukça sert ama kontrollüdür. Salınımını, dirsekten hatta omuzdan kullanmayı tercih ettiği şahsına münhasır mega basınçlı alternate picking hakimiyeti sayesinde inanılmaz hızlı pasajlarda bile notalar tane tane duyulur. Ancak onu farklı yapan nokta yalnızca teknik kapasitesi değil; birkaç nota içerisinde bile tanınabilen karakteristik tonu ve duygu odaklı çalımıdır. Ki gitar dünyasında en değerli görülen şey budur, “sadece birkaç nota ile gitarı kimin çaldığının anlaşılması”.
Özellikle Black Label Society döneminde bu sert ve saldırgan gitar yaklaşımı daha da belirgin hale gelmiştir ve tam manası ile özünü bulmuştur.

Zakk Wylde’ın seçilme hikâyesi bugün metal tarihinin en meşhur hikayelerinden biri sayılıyor. Ozzy’nin tekrar gitarist aradığını duyan genç Zakk, bir demo gönderiyor. Ardından Los Angeles’a çağrılıyor. Yıllardır anlatılan hikâyeye göre Ozzy ona mektup içinde bir uçak bileti + 250 dolar gönderiyor ve Los Angeles’a gel notunu da mektubuna iliştiriyor. Zakk kendi röportajlarında da bu hikayeden sıkça bahsetmekte.
Ozzy’nin Zakk’ı seçmesinin en büyük nedeni yalnızca gitar tekniği değildi. O dönemde herkesin aşırı teknik, neoklasik ve “Yngwie Malmsteen benzeri” çaldığını düşünen Ozzy, daha groove odaklı, yenilikçi, beton gibi Riff’lere dayanan ve Black Sabbath mirasına selam çakan bir gitarist arıyordu. Evet, yenilik arıyordu fakat yanı sıra Black Sabbath’ın karanlık ruhunu da özlüyordu. Zakk Wylde tam olarak bunu sundu.
Daha da önemlisi, Ozzy’nin çalışma anlayışına uygundu. Sadık, disiplinli, güçlü sahne karizmasına sahip ama aynı zamanda grubun liderinin kim olduğunu bilen, denilen ne ise onu yapan bir müzik adamıydı. Yani Ozzy’nin yıllardır aradığı ideal “Yan adam-sidekick” profilini tamamlıyordu.
Bu yüzden Zakk Wylde yalnızca Ozzy ile uzun süre çalışan bir gitarist olmadı; zamanla Ozzy ve ailesinin bir parçasına dönüştü. Zakk Ozzy’i babası olarak gördü, hiç üzmedi. İkilinin dostluğu yıllar boyunca sürdü ve metal dünyasında “Ozzy’nin gitaristi” dendiğinde akla gelen ilk isim hâline geldi.
Fakat nazar değdi ve 2009 yılında ikilinin yolları ayrıldı.
Ozzy Osbourne’un bu dönemde Zakk Wylde ile çalışmalarına ara vermesinin arkasında birkaç farklı etken bulunuyordu. Bunların başında, Ozzy’nin rehabilitasyon ve ayıklık sürecinde olması nedeniyle sürekli yanında bulunup ailesinden biri haline gelen Zakk’ın, Ozzy’nin yeni süper sağlıklı yaşam tarzına ayak uyduramaması ve Zakk Wylde’ın müzikal yaklaşımının Black Label Society çizgisine daha fazla yaklaşması geliyordu. Ozzy, kendi solo kariyerinin müzikal kimliğinde farklı bir yön arayışına girince, bir süreliğine başka gitaristlerle çalışmayı tercih etti. Fakat 2017 yılında yuvaya dönen Zakk ile kaldıkları yerden devam ettiler ve çok güzel bir tur çıkardılar.
Yazımın sonuna gelirken şu bilgiyi de ekleyelim; gerçi çoğunuz zaten biliyorsunuz. Zakk Wylde, 22 Temmuzda Black Label Society ile ülkemize geliyor. Ben de onu izleyenler arasında olacağım, konser tarihini iple çekiyorum.
Zakk öyle bir gitarist ki; duvara sadece gölgesini yansıtsanız, o silüeti gördüğünüz anda “İşte bu Zakk Wylde” dersiniz. Sahne duruşu, tavrı ve karakteriyle tamamen kendine has bir stile sahip. Efsane olmak = Kendine has olmak, tüm olay bu.
Kendisini çok seviyoruz ve ülkemize gelişini dört gözle bekliyoruz.

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”





Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!