Woods Hole Oşinografi Kurumu tarafından Kuzey Pasifik Okyanusu’nda keşfedildiği 1989 yılından beri tek başına gezen bir balina var. İsmi 52 Blue. 52 hertz balinası veya Alice ismi veren bile olmuş. Tam 35 yıldır yalnız. Çünkü 52 Hertz frekansında ses çıkarıyor (G#1); diğer balinalar ise 15–40Hertz frekansında iletişim kurduğu için onu duyamıyor. Ne çağrısı yanıt buluyor ne de bir sürünün parçası olabiliyor. Göçlere bile katılamıyor. Bilim insanları ise onu hiç fiziksel olarak görememiş. Ne cinsi ne de cinsiyeti biliniyor… (Liu, 2024, s.1-5)


Tanıdık bir hikâye mi? Üzücü.
Balinalarla ilgili her hikâye, insanın içine işleyen bir hüzne sahip. Okulun şişman, diğer çocuklar tarafından zorbalığa uğrayan ve ne yaparsa yapsın kabul görmeyen mazlum öğrencisi gibiler… Okul bahçesinde, yalnız başlarına bir şeyler yiyip içerek diğer çocukların arkadaşlarıyla oynamalarını seyrediyorlar. Kendi hâllerinde, kimseye bulaşmadan yaşamaya çalışıyorlar; ama ne hikmetse, zorbalık dönüp dolaşıp yine onları buluyor. Sanki bu güzel hayvanları gerçekten sevebilsek, iyi davranabilsek, bizim en yakın dostlarımız olacaklarmış gibi… Ama biz bir türlü sevmeyi beceremedik.

Çocukluğumdan beri deniz belgesellerini izlemeyi severim; akvaryumun karşısında oturmak gibi huzur verirdi. Konu balinalara geldiğinde ise bu huzur, yerini korku ve sevgi karışımına bırakırdı. Onlara sarılsam, sanki o şişmanlığından yumuşacık bir varlık kucağımı dolduracakmış gibi hissettirirdi ama özellikle yanında bir insanla aynı karede görünce dev cüssesi de korkuturdu. Bu hayvanları sevmem için bana bir fırsat daha veren Gojira’ya teşekkür ediyorum.
Balinalarla ilk tanışmam, Moby Dick’in çok kısaltılmış, ince ve bol resimli bir basımıylaydı. Sonra (sanırım) Milliyet gazetesinin kuponla dağıttığı VCD setleri… Onlarca film, çizgi film; hepsi evde set halindeydi. İlkokul 2 ya da 3. sınıf öğrencisiydim. Defalarca izledim. Her defasında yeniden üzüldüm. Bu yıl tez sunumum için yapay zekâdan Kaptan Ahab’ın Moby Dick’i avladığı sahneyi canlandırmasını istediğimde bile, topluluk kurallarına aykırı olduğu için reddedildi. Düşünüyorum da: Neden böyle bir çizgi film yapılır? Çocuk aklımla oturup izlemiştim ben.
“Ahab’ın belirli bir balinaya yönelik takıntılı arayışının ‘Nantucket pazarımızda sana pek fazla getiri sağlamayacağını’ gözlemleyen birinci çarkçı, ekler: ‘Dilsiz bir yaratığa karşı intikam! . . . ki bu sadece kör içgüdüyle sana zarar verdi! Delilik! Dilsiz bir şeye öfkelenmek, Kaptan Ahab, küfür gibi görünüyor.” (Armstrong, 2008, s. 112)


Gerçekten de öyle. Bir küfür gibi.
Tek dertleri, 19. yüzyıl Amerika’sının şehirlerini aydınlatacak bir yakıt, endüstriyel makineleri için bir yağlayıcı; parfümlerde bir bileşen, insanların sırtına geçirdiği kıyafetler için bir materyal bulmaktı. Sanayileşmemizin ve modernleşmemizin ilk kurbanları balinalardı. Bugün onları araştıran bilim insanları belki de bu zavallı hayvanlara olan borcumuzu ödemeye çalışıyor
“Dünya üzerinde yaşamış en büyük canlı olan bu hayvanları fark etmemizi ve önemsemeye başlamamızı sağlayan şey kambur balinanın şarkısıdır. Şarkısından etkilenmeseydik, balinayı kurtarmaya çalışmak için asla hevesli olmazdık. Greenpeace dünyayı balina avcılığının acımasızlığı konusunda asla uyandıramazdı ve belki de tüm ekoloji hareketi asla bu kadar güçlenemezdi.” (Rothenberg, 2008, s. 3-4) Aynı metinde Rothenberg, balinaların sanatçı olduğu, gezegendeki tek müzisyenin biz olmadığımızı da ekliyor (s.7).

(Joe Duplantier hayvanlar ve çevre felaketleri konusunda sesini yükseltiyor.)

Joe Duplantier’in bu konudaki duyarlılığı yalnızca estetik anlamda karşılık bulmuyor. Greenpeace’in kurucularından ve daha sonra ayrılıp Sea shepherd Society’i kuran Kaptan Paul Watson’ın bir dönem Japon Denizi’nde balina avcılığına karşı yaptığı eylemlerden dolayı kendisini tutuklayan Danimarka Adalet Bakanlığı’na ve hükumetine karşı eyleme de katılmıştır. Gojira adına bir mektup yazıp Danimarka Adalet Bakanlığı’na iletmiş, birkaç ay sonra Danimarkalı yetkililer Kaptan Paul Watson’ı serbest bırakmıştır. Japonya’ya iade edilseydi neler olacağını tahmin edebilirsiniz. Yani kuru gürültü değil bu adam. Delikanlının hası.

(Joe Duplantier ve Paul Watson)

Joe Duplantier’nin kardeşi Mario Duplantier ise gruptaki davulculuk görevi dışında çizimler de yapıyor. Sea Shepherd Society için Brutal Assault’ta yaptığı sergide 14.000 Euro bağış topladığını paylaşmıştı.

Gojira konulu tezim için yaptığım görüşmeler sırasında üzerinde en çok bahsi geçen parçalar ve albüm kapağı From Mars to Sirius albümüne aitti. Bir dinleyici bu albüm kapağıyla ilgili olarak öndeki gezegeni dünya, arkadaki gezegen daha küçük olduğu için aya benzettiğini ve balinanın dünyamızı terk ettiği şeklinde anladığını söylemişti (Görüşme Kişisi 7 ile kişisel görüşme, 07.04.2025). Bir diğer dinleyici ise ikisinin de gezegen olduğunu ama dünyanın işinin bitip başka bir gezegene geçiş yapıldığı gibi düşündüğünü dile getirmişti (Görüşme Kişisi 8 ile kişisel görüşme, 07.04.2025). Instagram’da “Ampute Gojira Listener” isimli sayfa ve bu sayfanın aktif takipçilerinden oluşan “Balina Severler” isimli bir mesaj grubu bulunuyordu.

Bir başka dinleyici ise:
“Parçanın içinde balina sesleri de kullanılıyor. Oraya da bir gönderme yapıyor. Oraya gönderme yaptığı için benim için çok iyi. Hellfest’e çaldıklarında mesela arka fonda da kendi kapaklarında görseller, başka şeyler kullanıldı. Çünkü adamlar sanat yaptıklarının farkındalar ve karşı tarafa, dinleyene de bunu veriyor. Bu sadece bir müzik değil. Bizi dinleyeceksen müziğe de sözlere de arkadaki görsellere de bak. Kuru bir durum yok.” (Görüşme Kişisi 4 ile kişisel görüşme, 10.02.2025)


Daha anlatılacak çok şey var da biz bağlamımızdan kopmayalım. 31 Ekim günü, From Mars to Sirius albümünün yayımlanmasının 20. yıl dönümünde Gojira bir video paylaştı. Silver Cord Stüdyosu’nda albümden üç şarkıyı —Ocean Planet, From the Sky ve Where Dragons Dwell— canlı olarak çalıp kaydetmişlerdi. Mario, bu kaydı instagram hesabından şu notla paylaştı:
“Bu canlı kayıttan alınan parça, kişisel keşif için güzel bir metaforik şarkı olan WHERE DRAGONS DWELL şarkımızdan alınmıştır. Şarkı sözlerinde Joe, dağ mağaralarında yaşayan ve kişisel şeytanlarımızı simgeleyen ejderhalardan ve onlarla yüzleşmek için sırtımızı dönmeme arayışından bahsediyor. Bu, özellikle de bizi yiyip bitirebilecekleri fikri yüzünden bana çok gerçek gelen, çok güçlü bir iç gözlemci fikir. Joe ve benim aramda, bazı şeytanlar paylaştığımız aynı yerde doğduğu için, bu daha da katartik ve duygusal bir deneyim oluyor ve onlardan hep birlikte yüksek sesle kurtuluyoruz.” (Marioduplantier 2025)


Aynı parçada Joe’nun kıpkırmızı olmuş yüzüyle “I saw monster” diye bağırırken sesinin titremesi, Mario’nun hemen arkasından tomlara abanması… Gerçekten bu hikayenin ne kadar yürekten anlatıldığını ve çalarken o macerayı yaşamaya çalıştıklarının göstergesidir.
Yine aynı stüdyoda bundan 7 yıl önceki bir kayıt olan Global Warming parçasını çalmalarını izledim. Jak kabloları aynı yerde, stüdyo aynı ama Joe’nun bakışları, yüz ifadesini çok farklı gördüm. Gözümün önünde bu insanların yaşlandığını görmek canımı çok sıktı. Çünkü bir grubu dinlerken zaman içerisinde soundlarının değişimi, canlı performanslarda seçtikleri repertuarın değişimini görmeye başlıyorsun. Tabi ki bunlar da insan. Yaşlanıyorlar ve yoruluyorlar. Biraz eline gitar alıp, baget alıp, mikrofon alıp Gojira repertuarı çalmaya çalışan kişi anlayacaktır ki gerçekten kondisyon isteyen parçalar bunlar. Belli bir yaştan ve yorgunluktan sonra bunu yapmanın ne kadar zor olacağını düşünemiyorum. Söz gelimi The Link Alive kaydı sırasında Bordeaux’da o sahneyi izleyenlerden biri olmayı o kadar çok isterdim ki…
Hala aynı şevkle çalıyorlar. Bu sürekliliği görebiliyorum. Ama Gojira dinlerken ben de yaşlandım. Kendimden biliyorum. Ne kadar istesen de bazen bedenin engel oluyor istediğini yapmana.

Bu albümdeki iki şarkının Backbone ve Flying Whales’in Türk metal müzik dinleyicileri için başka bir anlamı daha var. 22 Temmuz 2025 Küçükçiftlik Park’ta Ozzy Osbourne’un ölüm haberinden sonra ona adanarak çalınan parça. Bakın Joe o anı nasıl anlatmış:
“İstanbul’da çalıyorduk. Konserin üçüncü şarkısında, bir hayran ‘Backbone’u çalarken telefonunu kaldırdı. Ekranda ‘RIP OZZY’ yazıyordu. ‘Ne oluyor? Şaka mı bu? Lütfen yapmayın — burada iş yapıyorum!’ dedim içimden. Sonra gerçek olup olmadığını merak etmeye başladım. İlk fırsatta sahnenin kenarına koştum ve menajerim bunun doğru olduğunu doğruladı. Kalabalığa oldukça düz bir şekilde söyledim; bunu bir şova dönüştürmek istemiyordum. Tepki inanılmazdı: Kimseden tek bir ses çıkmadı. Flying Whales’i Ozzy için çaldık, herkes telefon ışıklarını açtı. İnsanların ağladığını görebiliyordum.” (Childers, 2025)
Ahab dışarıdaki “canavara” saldırırken, Joe ve Mario “içerideki” canavara saldırıyor. Hangi metalciyle konuşsam, dışlanmışlık duygusunu bir şekilde dışa vuruyordu. Şeyma da tezinde bunu etiketleme kuramıyla ele almış. Biliyorum, 52 Hertz balinası gibi yalnız hissettirebiliyor metalci olmak veya bu parçaları dinlerken kişisel şeytanlarımızla mücadele ettiğimizi de hissediyor olabilirsiniz.

 

Metal Oda’nın Balinalı Notu: Star Trek IV The Voyage Home

Kült dizi Star Trek evreninden türetilen 1986 Leonard Nimoy (Mr.Spock) yapımı Star Trek IV The Voyage Home, kanımca tüm Star Trek külliyatının en çevreci ve en dokunaklı filmidir. Yüzeyde zaman yolculuğu ve mizah temalarıyla ilerleyen bir bilimkurgu filmi gibi görünse de, özünde güçlü bir çevre etiği anlatısıdır. Filmde evrenin derinliklerinden çıkagelen ve Dünya’yı tehdit eden gizemli uzay sondası, çok güçlü enerji dalgaları yayıp gezegenin manyetik alanını bozar ve küresel felaketlere yol açar: okyanuslar çıldırır, şiddetli iklim değişiklikleri yaşanır, elektrik ve iletişim altyapısı çöker, gezegenin yaşanmaz hale gelmesi an meselesidir. Başta bir “uzaylı saldırısı” gibi algılanan bu olayın altında aslında bambaşka bir sebep vardır.

Uzay sondasının yolladığı sinyaller önce anlaşılmaz: çünkü sonda spesifik olarak balina frekansında ve balina şarkılarıyla iletişim kurmaya çalışmaktadır. Ama felaketin yaşandığı 23. yüzyılda Dünya’da balinaların nesli insanların hırsı ve açgözlülüğü ile tüketilerek yok edilmiştir. Yani bu felaketin nedeni kozmik karmadır, insanın doğaya verdiği zararın kendine dönüşüdür.

“Esas Kaptan” Kirk (William Shatner) ve ekibi, zamanda yolculuk yaparak 1980’lerin San Francisco’suna döner ve iki kambur balinayı tutsaklıktan kurtarır: bu salt bir kurtarma görevi değil; insanlığın geçmişte yaptığı hatalarla yüzleşme yolculuğudur. Balinalar burada birer “obje” olarak değil, gezegenin hafızasını ve sesini taşıyan kadim ve bilge varlıklar olarak konumlanır. Film, insan merkezli (antroposantrik) bakış açısını sorgular: evrende sadece insanlar ve insanın kuralları yoktur. Geleceğe getirilen ve denizlerde özgürce yüzmeye başlayan kambur balinalar, Dünya’yı felaketin eşiğine getiren cevapsız çağrıya yanıt verirler. Balinalar şarkı söylediğinde uzay sondası aradığı cevabı alarak sessizce uzayın derinliklerine geri döner.

Seyrettiğimde beni çok etkileyen Star Trek IV, çevre krizini suçlayıcı bir dille değil, etik bir uyarı olarak sunar ve izleyeni düşündürme amacını taşır, tıpkı Gojira’nın vermek istediği mesaj gibi. Filmde teknolojik ilerlemenin ahlaki bilinç ve vicdanla birleşmediğinde, gelişme değil yıkım üretmesi üzerinde durulur, tıpkı özünde bir Aydınlanma eleştirisi olan Mary Shelley’s Frankenstein gibi. Balinaların yok oluşu ve doğanın çağrıya sessizliği kocaman ve düşündürücü bir boşluk yaratırken; uzay sondasının yol açtığı kaos ise bu sessizliğin kozmik yankısıdır. Film bu yönüyle şunu fısıldar: doğaya kulak vermeyen, doğaya uyumlanamayan, doğa ile birlikte yaşamayı (coexist) beceremeyen bir uygarlık, en gelişmiş teknolojilere sahip olsa bile hayatta kalamaz.

1986 yılında çevre konularının bugünkü kadar yankı getirmediği bir dönemde çekilen Star Trek IV The Voyage Home, Star Trek evreninin en “insani” filmlerinden biri olmasının yanında, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan nadir ekolojik bilimkurgu manifestolarından biri olarak çok özel bir yerde durmaktadır. – Güzin Paksoylu

 

 

 

Kaynakça:

Armstrong, P. (2008). What animals mean in the fiction of modernity. Routledge.
Childers, C. (2025, 21 Ağustos). Gojira frontman reveals surprising way he learned of Ozzy Osbourne’s death mid-performance. Loudwire. https://loudwire.com/gojira-joe-duplantier-learned-ozzy-osbourne-death-mid-performance/
Liu, Y. (2024). ” The 52 Hertz”: Chamber Music for the Loneliest Whale in the North Pacific Ocean (Doctoral dissertation, University of Miami).
Marioduplantier. (2025 31 Ekim). Our live session dedicated to FROM MARS TO SIRIUS [Instagram Reel]. Instagram. https://www.instagram.com/reel/DQetGeNDfkH/?igsh=Mm5uYXVmMGtwdm5h
Pristed, M. (2024, 15 Ağustos). Interview med Joe Duplantier: “Paul Watson er min helt”. Metal A Day. https://metaladay.dk/interviews/interview-med-joe-duplantier-paul- watson-er-min-helt/
Rothenberg, D. (2008). Thousand-mile song: Whale music in a sea of sound. Basic Books.

Yüksek Lisans Tezim “Çevresel iletişim, çevresel aktivizm ve müzik: Gojira (Band) izlerkitlesi örnek olayı”
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=Xau5rw3KuCgEuy-FuJQtsE_ODmewxc7a58HQYdgKTDWd3w4vc1apmhCZVfIn-1xA

Şeyma Sever’in Yüksek Lisans Tezi “Sapkınlık ve suç bağlamında metal müziğin antagonist kodları”
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1pwTzRXnomYf6jwqVORfUbdDilvW5uzyMCTzcQ_LdHTbJjEWy1YOIRqOB7eu7-8x

 

©2026@metaloda
“Her hakkı saklıdır. Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Başka yerde yayınlanamaz.”